VATAN SAVUNMASI İÇİN, MASKEYE , MESAFEYE, TEMİZLİKLE DÜŞMANI YENMEYE, VAR MIYIZ..

EŞİM ASKER emeklisi. 1977 den bu güne 43 yıldır evliyiz. Ben sivilde çalışırken; o da bir idealist bir teğmendi evlendik..En üst rütbelerde şan ve şerefle görevinden başka hiç bir şey düşünmeden çalıştı. Ne zaman yakınlarımızdan, ya da cevremizden, yalan dolan, sahtekarlık işi olsa bunu gündeme getirsem inanmaz..Öyle değildir.! Yüzüne karşı iltifat arkandan iş ceviriyorlar dediğimde.. […]

VATAN SAVUNMASI İÇİN, MASKEYE , MESAFEYE, TEMİZLİKLE DÜŞMANI YENMEYE, VAR MIYIZ..

VATAN SAVUNMASI İÇİN, MASKEYE , MESAFEYE, TEMİZLİKLE DÜŞMANI YENMEYE, VAR MIYIZ..

EŞİM ASKER emeklisi.

1977 den bu güne 43 yıldır evliyiz.

Ben sivilde çalışırken; o da bir idealist bir teğmendi evlendik..En üst rütbelerde şan ve şerefle görevinden başka hiç bir şey düşünmeden çalıştı.

Ne zaman yakınlarımızdan, ya da cevremizden, yalan dolan, sahtekarlık işi olsa bunu gündeme getirsem inanmaz..Öyle değildir.!

Yüzüne karşı iltifat arkandan iş ceviriyorlar dediğimde..

“Ne gereği var herkes işini yapar”.

“Kimse yeri doldurulamaz değildir”..

“Niye yalan söylesin”.!

“Niye sahtekarlık yapsın öyle değildir”! ..

En yakını kazık atar, inanmaz.

Hatta beni suçlardı.

Ne yapsam anlatamazdım, defalarca tecrübe ede ede..

Nihayet bu pandemi dönemine geldik.

HER HAFTA CUMALARI PAZARIMIZ VAR.

Bizim pazar yerinde zaten 6 esnaf var.

Maskeyi çenesine indiren mi ARARSIN..

Defalarca uyardığımız halde ;

Sigara içiyordum!

Tezgah var aramızda abla ..

MAZERET ÇOK; HALBUKİ AKRABA GİBİ OLMUŞUZ HEPSİYLE , ÇOLUĞUMUZU ÇOCUĞUMUZU BİLİYORUZ..

DİNLEMİYORLAR ARADIM ZABITAYI ÇAĞIRMAK ZORUNDA KALDIM.

Bu hafta başka bir yol buldum.

Pazara girince “kimin maskesi takılıysa doğru dürüst oradan alışveriş yapacaz” dedim..

İŞ BAŞKALARINI KORUMAYA KENDİNİ KORUMAYA GELİNCE, ZOR..

Haberleri açıyoruz.

Covıtli yakınına, hastaneden hademe tanıdık bulup , normal cenaze töreni yapan mı ararsın..cenazeyi yıkayan imamın ölmesine sebeb olan mı ararsın..

O cenazeye katılan bir köyün tamamının karantinaya alınanı mı ararsın.

Yasağa rağmen gizlice düğün yapan,aleni düğün yapan mıllet vekili mi ararsın.

Düğünde herkese hastalık bulaştıran mı ararsın..

Asker uğurlarken maskesiz geleni mı ararsın.

Hastanede ölen doktorları hiçe sayıp, sağlık çalışanlarını döven mi ararsın.

Pandemi varken cami açıp, milleti hastalığa boğan siyasetçi mi ararsın..

SAPIR SAPIR DÖKÜLÜYOR INSANLAR..

BANA BİR ŞEY OLMAZ..diyor..

“BANA GELDİ ONLARA DA GELSİN”, DEYİP UMURSAMAYANLAR..

Covit pozitif çıkınca, o haftada görüştüğü kişileri saklayan ekiplere haber vermeyen.

Karantina suresince gizleyen ve bunu herkese yayan mı ararsın..

KARANTİNADAN KAÇIP ŞEHİRLER ARASI YOLCULUK İÇİN OTOBÜSE BİNEN..

Eşimle konuşuyorduk bu sabah..

“Ben artık senin dediğin her şeye katılıyorum” DEDİ .

AAAA…NE OLDU YAHU…DEDİM KEYİFLE;

66 YAŞINDA İLK DEFA pes mi etti?

“Bu milletin tek bir özelliği iyi sadece” dedi..

Ben hayretle bakarken;

” İlk defa yok canım öyle değildir”! DEMEDİ.

Aaaa nedir dedim..

“VATAN SAVUNMASINDA.”….. DEDİ .

“SON KURSUNU KENDİNE AYIRANI GÖRDÜM”..

“ÜZERİNE SAVAŞ UÇAKLARI BOMBALASIN DİYE KOORDİNAT VERENİ BİZZAT GÖRDÜM.

İŞ VATAN SAVUNMASI OLUNCA.

BU MİLLET YALAN DOLAN SAHTEKARLIK, ARKADAN DOLANMA,

KÖŞEYİ DÖNME YAPMAZ.

(TARİKATLARA YEM OLANLAR HARİÇ)

Kadın erkek demeden vatan için kendini feda edebilen bu millet ..

“BU DA BİR SAVAŞ”

DESE; BİZ BU İŞİ BİTİREBİLİRİZ..

Haydi o zaman silahlı kuvvetlerimiz yeni slogan bu olsun..

SALGIN HASTALIK DA BİR SAVAŞ..

VATAN SAVUNMASI İÇİN, MASKEYE, MESAFEYE, DÜŞMANI TEMİZLİKLE YENMEYE VAR MIYIZ…

ayseysen 25 eylül 2020

içinde sevgi olan bir masal.

Bir varmış bir yokmuş. Zamanın birinde güzeller güzeli bir oğlan varmış.

Annesi babası onu çok severmiş. doğduktan sonra annesi babası hep onunla oynamışlar.Derken biraz büyümüş ve ana okulu vaktı gelmiş. Başlarda okulu sevmemiş, anneden babadan ayrı olmak onu korkutmuş ama sonradan yeni arkadaşları olunca ,cok sevmeye başlamış.. Annesi babası da çalışıyorlarmış. Her sabah erkenden uyanıp ellerini yüzlerini yıkayıp, kahvaltılarını yaptıktan sonra, anne ve baba işe, oglan da okuluna gitmişler. Akşam iş dönüşü anne oğlanı alıp, eve gelirmiş. Mutlu mesut yaşarlarken bir gün kötü bir şey olmuş.

Çok kötü bir salgın hastalık yayılmış ülkeye. Hastalık çok yayılmaya başlayınca, okular tatıl edilmiş, işe giden anne babalara işe daha az gelin denmiş. Bu güzel aile bu duruma çok üzülmüşler.

SALGIN GECENE KADAR KİMSE KİMSEYLE GÖRÜŞMESİN DEMİŞLER..HASTALIK BULAŞMASIN KİMSEYE DEMİŞLER..

Küçük oğlan bu durumda arkadaşlarını da görememiş.

Bu durum onu çok üzmüş.Anneannesi telefonla görüntülü arayıp onunla oynayabileceğini söyleyince.

Anne baba baştan çok sevinmişler..

Bazen 3 saat bile oynadıkları oluyormuş.

Çünkü anne evden çalışmaya başlamış.

Toplantıları bilgisayardan yapmaya başlamış iş arkadaşlarıyla.

Herkesin morali bozulmuş.

Küçük oğlan bes yaşına girmek üzereymiş..

Her gün ne yaptıklarını anneanneye anlatıyormuş.

Bu sayede anlatarak duygularını paylaşmak onu çok sevindiriyormuş.

Sonra giderek anneanne ıle görüntülü oyun oynarken; anne babası yanına gelince “git” diye bağırıp, onları odadan çıkarmaya başlamış..

Anne baba bu duruma çok üzülmüş..”

“Oglumuz bizi artık sevmiyor mu?” diye endişe etmeye başlamışlar.

Anneanne bu güzel torununa “bak güzel torunum anne babana öyle davranma”

diyormuş ama çocuk ne bilsin.

Arkadaşlarıyla oynama çağı gelmiş çünkü artık o büyüyormuş.

Başka bir gün babası işten gelince babasına “hos geldin babacığım” diye kapıda karşılamak yerine “ben anneannemle oynuyorum cık dışarı” deyip bağırmış.

Annesi babası bu duruma çok üzülmüşler..

“Oğlumuz bizden uzaklaştı” diye düşünmüşler tedirgin olmuşlar.

Onlar tedirgin olup ona kızdıklarında ise çocuk daha kötü hissetmiş.

Anne babam beni sevmezse ben ne yaparım demiş üzülmüş.

Yİne bir gün anneanneyle konuşurken görüntülü; oglanın yanlışlıkla eli başka bir sahıfeyi açmış ; annenin telefonundan görüntü kaybolmuş..

Anneanne oğlanın sesini duyuyormuş ama oğlanın ne dediğini anlamıyormuş.

Ses kızgın geliyormuş..

Seslenmiş torununa seslenmiş..

“A bu çocuk beni duymuyor her halde, belki de hat kesildi” deyip telefonu kapatmış..

Oğlan ondan sonra 4 kere aramış anneanneye kötü sözler söyleyip kapatmış.

ANNEANNE bu duruma çok şaşırmış.

ÇOK DA ÜZÜLMÜŞ ; BU YANLIŞ ANLAŞILMAYI DÜZELTMEK İSTEMİŞ.

Çünkü oğlanın dediği gibi olmamış.

Ertesi gün anneanne torununa bir mektup yazmış..

Artık büyüyorsun.

Anne baban içın bu yeni bir şey.

Onlar korkuyorlar.

Senin onlardan uzaklaştıgını sanıp endişeleniyorlar.Çünkü onlar ilk defa anne baba oluyorlar bu durumu anlamıyorlar.

Babanın gelme saatinde anneanneyle oyunu bırakırsan. Babanı kapıda karşılarsan.

Annen odaya girince ona sertce “dışarı çık” demezsen; bundan böyle onlar da üzülmezler demiş..

Güzel oglan ondan sonra buna dikkat etmiş..

Anne babasıyla da güzel zaman geçirmek istediğini anne babasına söylemiş..ANNE BABA DA BUNDAN SONRA ONUNLA DAHA ÇOK OYUN OYNAYACAKLARINI SÖYLEMİŞLER..

Anneanneye de özel zamanlarını torunlarıyla oynayarak geçirdiği için tesekkür etmişler..

Oğlan gün içinde müsait zamanlarda yıne anneanneyle görüşmeye devam etmiş..

O güzel oğlan da mutlu mesut ailesiyle yaşamış..

Gökten üç elma düşmüş, biri anlatana biri dinleyene diğeri de oğlanın anne babasına gelmiş..

4 EYLÜL 2020

Kaybolan duam

Korna sesleriyle pencereye koştuk.6 aydır evden pek cıkmadığımızdan, bu ses sanki bizi davet etti.. Camı açtık.Bir çok araba girdi site içine . Arabadan şık giyimli insanlar indiler.. Fakat o ne? HİÇ BİRİNDE MASKE YOK. Güvenliği aradım..”Ne oluyor” dedim..”Yan blogtan gelin almaya geldiler” dedi.. ” E maskesiz bu insanlar apartman icine girmezler değil mi ?”dedim.. “Hayır damat girip gelini alıp çıkacak” dedi..Eh bekliyoruz gelin cıksın diye..Bir baktik kalabalık maskesiz olarak kapıya yöneldi..Mış gibi yaşamaya alışmis insanımiz kural tanır mı?”O blok daha yeni karantinadan cıktı. Lütfen maskesiz apartmana gitmeyin .”…BENDEN ÇIKAN BU CANHIRAŞ SESLE, BİR KISMI GERİ DÖNDÜmaske tajanlar oldu….. Fakat diğer gurup yürüdü gitti.. COK GEÇ… Birazdan o gurup yanlarında gelinle çıktılar..Eskiden olsa. Ben, alkışlar, el sallar , sevincle kutlamaya inerdim….TANIMAM TANIMAMAM ÖNEMLİ DEĞİL.. Allahım geçim muhabbet ver. Evlerinde bolluk bereket olsun.Vatana millete faydalı çocukları olsun” derdim… BU CEVRE YOLUNDAN GEÇEN GELIN ARABASI BİLE OLSA ,FARK ETMEZDI..BU SALGIN BIZE NE ETTİ BÖYLE? Ben DUAMI UNUTTUM.. 10.9.2020 SALGIN GUNLUGU..

EMİNE LÜTFEN ÖLME…

SADECE İSİMLERİ DEĞİŞİYOR HER GÜN KATLEDİLEN KADINLAR

haberci rüyalar,hayattan anlar, hayattan görüntüler ,duru görüler my lıfe..my dream

EMİNE LÜTFEN ÖLME…

Emıne kadın, dört yıl olmuş boşanmış..

Çocuğunu kendi bakmış..

Yeni bir hayat kurmak istemiş..

TANISTIGI KİŞİYLE ,EVLENMEK İSTEMİS..

İNSANLARIN KALABALIK OLDUGU YERDE BULUSMUŞ ESKİ EŞİYLE..”nasılsa insanlar varken bana bir şey yapamaz “demiş..

Kızını da yanına almış..

Hem babasını görsün, hem de “ kız yanımda olursa siddet uygulamz bana diye DÜŞÜNMÜŞ BELLİ Kİ..

Belki de arkadaşı ailesi cesaretlendirmiştir..

KALABALIKTA OL..

O ZAMAN BİR SEY YAPAMAZ SANA..

Oysa adam psikopat önceden vermiş kararı.

.

CEZASINI ÇEKERİM..

NASILSA ÜÇ BEŞ YIL YATAR ÇIKARIM..

TOPLUMDA BANA, ANAM ,BACIM ,ETRAF ,DEGER VERİR, MAGDUR OLURUM..

KARISI OROSPUYMUŞ

KARISI BAŞKA ADAMA GİTMİŞ..

KARISI ONU BOYNUZLAMIŞ..

KARISI ONU TERK ETMİŞ..

KARISI ONUN İZNİNİ ALMADAN SOKAĞA CIKMIŞ.

.

KARISI O DÖVERKEN, SESİNİ KISIP OTURMAMIŞ..

KADIN YOLDAN ÇIKMIŞTI ZATEN…

KADIN KIZI VARKEN ,BAŞKA ADAMA VARMAK İSTEMİŞ..

O ADAM O KIZA GÖZ KOYARSA..

O KADIN NİYE EVLENMEK İSTEMİŞ?..

KARISI NE DAYAK YERSE YESİN ,EVİNDE KIÇINI KIRIP OTURSAYMIŞ..

KANCIK…

View original post 260 kelime daha

hayattan anlar 21

haberci rüyalar,hayattan anlar, hayattan görüntüler ,duru görüler my lıfe..my dream

Sevgili anneciğime mektubumdur 2019 OCAK

Bugün tam 23 yıl oldu annecim sen gideli..

Biz üç kızın, iyiyiz çok şükür.

Kubbeli hamam yaptıracak !diye büyüttüğün oğlunu göremiyoruz..

Yeni hayatında ,

Insallah iyidir..

Dualarım onunla..

Oğlundan torunların, biri öğretmen oldu ,diğeri avukatlık ruhsatını aldı .Çok şükür..

En küçük kızı sen görmedin..

Güzeller güzeli..o da lise sona geldi..

Görüyorum takıp ediyorum, sen merak etme..

Ablalarım da iyiler meraklanma.

Yeni torunlar geldi hayatımıza..

Herkes işinde gücünde..

Her daim dua ederdin bize..

Laf aramızda sen gidince en çok da bundan korkmuştum..

Şimdi bana kim dua eder” diye..

Meğer roller değişirmiş..

Şimdi ben duacıyım hepsine..

Ablalarımı da pek göremiyorum..

Şimdilerde sosyal medya var..

Oradan takıp ediyor artık herkes biri birini..

Enflasyon..pahalılık..kirli siyaset hepsi mevcut yine..

İnan bana babam hani” vergiler” der başka bir şey demezdi ya.

Şimdi vergiler her koldan geldiği için, uyuştu millet, herkes memnun çok şükür..

Öyle halinden memnun olmayanı da affetmiyorlar..

View original post 194 kelime daha

yokken neden mutlu değilim dedi umutsuzca….

“Bu babamın her haline sinir oluyorum” dedi..

Çok övünüyor.!.

Çok yalan söylüyor..!

Olayları çarpıtıyor..!

Devamlı başkalarının yanında başka görünme çabasında!..

Ona baktıkça utanıyorum! ..

Yaşadığı hayat bana göre değil!..

Ben kendi hayatımı kurdum!.

Ona ihtiyacım yok!..

Gözleri nefretle yanarken, sanki içinden “imdat bunları demek istemiyorum” der gibi yakarışı gördüm gözünde..

Git o zaman dedim..

Babandan kalan genlerini hücrelerini bırak da git..

Daha doğmadan anne ve babamızdan gelen atalardan gelen bilgilerle donanıyorsa bedenimiz..

Yok saydığımız her ebeveyn ve aile parçası..

O bedende vücut bulmuş ise..

O zaman giderken, onları bırakamıyorsak, bir yere..

SİNİR OLDUĞUMUZ HER SEY, BİZDEDİR O ZAMAN..

DURDURUP HAYAT TRENİNİ, MAKAS DEĞİŞTİRİP, BU DURUMDA NE YAPABİLİRİM DEMİYORSAK; EĞER.

ANASININ BABASININ DOYURAMADIĞINI ;

DÜNYALARI VERSEN, DOYURAMAZSIN:

SÖZÜ GELİR AKLIMA..

ayseysen danışan notları 2020

anlık sevgi..

Bir bakarsın cok sever ,

Bir bakarsın hiç sevmez..

Siler, bir ufacık hatada seni..

Bir bakarsın, dualarındasın,

Bir bakarsın, bedduasında..,

Sahi anlık sevgi nasıl olur?

Eğer seni küçükken seven insan, anlık sevmeyi öğrendiyse..

Küçükten yetimdir, hiç şaşırma..

Önüne gelen bir tokatlayıp, ileri geri iteklemiştir onu..

Kime; beni seviyor dese, bir bakmıştır sevgi başkasında..

Kim yediriyorsa! ona dönmüşse sevgisi..

Bir bakar ki, o kendisinde değildir ! çoğu zaman..

Kim koruyorsa onu; işte bu sever beni! demişse.

Bir bakmış başkasına gitmiş koruyanı..

Ondan diyorum ya; sevgi anlıksa!

TUT BIRAKMA O ANI..

ayseysen 2020 temmuz.

covit 19 günlerinden aylar önceydi..

ATATÜRK geldi rüyama

Elimde bir dünya haritası var parçalanmış..

İki elimde parçaları..

Birleştirmem gerek diyorum..

Bunu ÇANKAYA KÖŞKÜNE GÖTÜRÜYORUM..

Daha önce oraya hiç gitmedim, kapısından defalarca geçmiş olsam da, içini bilmem..

Orada büyük bir masa vardır onun üzerine koyup haritayı birleştirecem..

Çok büyük bir oval masa var..Daha da çekip genişletmek için sürgüsünü açıyorum..Bakıyorum masanın başında ATATÜRK oturmuş..

Hiç konuşmuyor..

BEN HARİTAYI ONUNLA BİRLEŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYORUM….

BİR ANDA ÇEVREME BAKIYORUM..

Çankaya köşkünün her yanı depo gibi herşey oradan oraya atılmış..

Sanki lokanta olmuş da ardiye deposu gibi sebzeler meyveler konmuş..

Çok üzülüyorum..

YIKILACAKMIŞ…

DERİN BİR HÜZÜN ÇÖKÜYOR  ÜZERİME..

Bari yıkılınca aynı şekilde yeniden inşa edilse  ,müze olsa diyorum..

AVRUPALILAR ESKİ BİNALARI HİÇ YIKMIYORLAR..diyorum kendi kendime..

ATATÜRK GİTMİŞ…:(

DÜNYA HARİTASI ELİMDE KALIYOR…

haberci rüyalar

Ayşe Erbay  kasım 2019 ayşeysen

 

 

 

EMİNE LÜTFEN ÖLME…

EMİNE LÜTFEN ÖLME…

Emıne kadın, dört yıl olmuş boşanmış..

Çocuğunu kendi bakmış..

Yeni bir hayat kurmak istemiş..

TANISTIGI KİŞİYLE ,EVLENMEK İSTEMİS..

İNSANLARIN KALABALIK OLDUGU YERDE BULUSMUŞ ESKİ EŞİYLE..”nasılsa insanlar varken bana bir şey yapamaz “demiş..

Kızını da yanına almış..

Hem babasını görsün, hem de “ kız yanımda olursa siddet uygulamz bana diye DÜŞÜNMÜŞ BELLİ Kİ..

Belki de arkadaşı ailesi cesaretlendirmiştir..

KALABALIKTA OL..

O ZAMAN BİR SEY YAPAMAZ SANA..

Oysa adam psikopat önceden vermiş kararı.

.

CEZASINI ÇEKERİM..

NASILSA ÜÇ BEŞ YIL YATAR ÇIKARIM..

TOPLUMDA BANA, ANAM ,BACIM ,ETRAF ,DEGER VERİR, MAGDUR OLURUM..

KARISI OROSPUYMUŞ

KARISI BAŞKA ADAMA GİTMİŞ..

KARISI ONU BOYNUZLAMIŞ..

KARISI ONU TERK ETMİŞ..

KARISI ONUN İZNİNİ ALMADAN SOKAĞA CIKMIŞ.

.

KARISI O DÖVERKEN, SESİNİ KISIP OTURMAMIŞ..

KADIN YOLDAN ÇIKMIŞTI ZATEN…

KADIN KIZI VARKEN ,BAŞKA ADAMA VARMAK İSTEMİŞ..

O ADAM O KIZA GÖZ KOYARSA..

O KADIN NİYE EVLENMEK İSTEMİŞ?..

KARISI NE DAYAK YERSE YESİN ,EVİNDE KIÇINI KIRIP OTURSAYMIŞ..

KANCIK KÖPEK KUYRUK SALLAMASA, ERKEK KÖPEK YANAŞMAZ..

O KADAR BOYANMASI İYİ DEĞİL, KADIN DEDİĞİN AĞIR OLACAK..

KADIN EVLİYKEN DE ARANIYORDU ZATEN..

SU TESTİSİ SU YOLUNDA KIRILMIŞ.

KİM BİLİR O KADIN NE YAPTI..

KADIN KAHKAHA ATMAYACAK..

KADIN HAMİLEYKEN, SOKAKTA HAMİLE OLDUĞUNU GÖSTEREN KIYAFETLE DOLAŞMAYACAK..

KADIN DEDİĞİN BABASINA AĞABEYİNE KOCASINA KUL OLACAK..

KADIN DEDİĞİN NE YAŞARSA YAŞASIN, AKŞAMDAN DAYAĞI YİYECEK, ERTESİ GÜN

KOCASININ KOYNUNA GİRECEK, TIK ETMEYECEK..

ERKEĞİN ELİNİN KİRİDİR.:

KADIN TEK BAŞINA SOKAĞA ÇIKMAYACAK.

KADIN EVDE OTURACAK, ÇOCUKLARA BAKACAK.

KADIN KONUŞURKEN SESİNİ FAZLA YÜKSELTMEYECEK..

KIZ KISMI BU SAATE NE İŞİ VARMIŞ DIŞARIDA..

BÜTÜN BUNLARI sadece erkekler mi diyor sanıyorsunuz..

KADIN KADININ KURDUDUR..

İÇERDEN KEMİRMESE O KURT ,O ERKEK BOZUNTULARI YETİŞMEZ..

BİR DAKİKALIK ZEVKİ İÇİN DOĞURTTUĞU ÇOCUKTAN NİYE ÇEKİNSİN O CANİ.

ONA GÖRE O DA KADIN …

GİDİP BİRİNİN ALTINA YATACAK DEĞİL Mİ?..

BU sözler bu cümleler size yabancı gelmedi değil mi?

Şimdi kim suçlu ?

oturup düşünelim beyler bayanlar…

O kadının en yakınları,

o adamın yakınları..

yargılarınız var ya, o yargılarınız…

Bu cümlelerden tek birini bile söyleyen sen, sen, sen ,ben ve onlar..

herkes herkes…BU SUÇ KİMİN?

ESKİ TÜRK FİLMLERİNDE DİZİLERDE ..

OĞLUNA NAMUSUNU TEMİZLESİN DİYE ,ELİNE TÜFEK VEREN ANNELER..

SİMDİ O TÜFEK LER TELEFONLAR OLDU..

SOSYAL MEDYADA DAHA ÇOK TIK ALABİLMEK İÇİN ÇEKİLEN O VİDEO VAR YA..

SAKIN KIZMAYIN O BİZİZ..

KOŞUP BOYNUNA BİR BASKI UYGULAMAK YERİNE ,VIDEOYU CEKEN KİMSEYE ….

CEZA VERMEYİN, TEŞEKKÜR EDİN..

BİZİ BİZE HATIRLATTI..

O OLMASA ,BU TOPLUM UYANMAZDI..

HER GÜN ÖLÜYORDU KADINLAR DA

CANLI YAYIN YOKTU..

ŞAPKAYI ÖNÜMÜZE KOYUP DÜŞÜNME VAKTİ GELDİ..

BİZ KİMİZ?

KALABALIKTA OLAN “BANA NE LERİZ.”..bana ne leriz…

AYSE ERBAY 23 AGUSTOS 2019..

Babama;

Babacığım sen gideli 24 yıl olmuş .

Dün gibi sanki..

Hasta dediler, geldim Urfa’dan..İZMİR’E..

Yoğun bakımdaydın sarılamadım bile sana.. bakıştık.

Çok şey anlattın bana..

‘Böylece olduğum gibi getirdiler beni buraya’ dedin..Şaşkındın..

Doktor “bilemeyiz 3 ay da sürer, 3 hafta da, bütün vücuduna sarmış hastalık”..

Dedi YA ARTIK …

Kafamda ağır sorumluluklar..

Eşim terfi aşamasında, işleri yoğun, gece yarılarından önce,eve gelemiyor..

Kızlar yanlız..

Üstelik biri üniversite sınavlarına hazırlanıyor, diğeri anadolu lisesine..

Misafirhaneye yaz olunca, her yerden gelen giden çok oluyor, karşılamalar uğurlamalar..

Asker eşiyseniz hele bir de üst rütbeli birinin eşiyseniz ;

Hepten işler zordur..

Yazılı bir emir yoktur, fakat asker eşinin emir vereni çoktur..

Velhasıl ben döndükten 15 gün sonra geldi haberi..

TUGAYIN BAHÇESİNDE bir etkinlik vardı ,HABERİ ALINCA sessizce bırakıp her şeyi eve gittim..

Sadece 15 günmüş..

HANİ 3 AY SÜRERDİ..?

GENÇKEN İŞLER ÇOK,

MAZERETLER DAHA ÇOK..

Şimdiki aklım olsa ..

Her seyi bir yana birakır, son yolculuğunda kendini bilmez yatarken ,elini bırakmazdım hiç..

Ayrılırken Allaha ısmarladık babacığım derken, veda ettiğimi sandım..

MEĞER VEDA EDEMEMİŞİM..

İÇİMDE BİN BİR HÜZÜN KALMIŞ.

Doktor’ kalbi sağlam o yüzden fazla acı çekmeyecek’ demişti..

Bu bana nasıl olup da yetmişti..

KAÇARCASINA HEMEN O GÜN İZMİR’DEN AYRILDIM..

NASILSA KENDİNDE DEĞİL DEMİŞTİM..

Onu o vaziyette acı çekerken görmeye dayanamam..

Anneme türlü şaklabanlıklar yapıp;

“Yakında babam gelecek “yalanlarım..

“Bak babam kötü olsa ben gider miyim”?

BABAN KÖTÜYDÜ VE SEN GİTTİN…

“Herkesin anası babası ölürdü de benimkilere bir şey olmazdı”..

Hani olmazdı?

Aradan 6 ay geçmeden annem de gitti buluştular..

Bana da kalan sadece keşkeler..

Bugün babalar günü dostlar..

Varsa babanız, ananız sağ ise, gidin hayır dualarını alın , olmadı sık sık arayın..

Yanınızdayken kıymetini bilin,
Yoksa gurbeti, anaya babaya feda ederseniz benim gibi;

içinizdeki boşluk hiç bitmez..

Yıllar sonra öğrendim son anda gözlerini açıp beni sormuşsun..

AYSEN GİTTİ Mİ?

21 HAZİRAN 2020

hayattan anlar 23

ALAŞEHİR  doğduğum yer 1956

HÜSNÜ ÖZAY   İLK OKULUNDA OKUDUM BEN.

Bizim öğretmenlerimiz köy enstitüsü mezunlarıydı..

BİZİ HAYATA HAZIRLAYAN BU EĞİTİMİ ALMAMIZI SAĞLAYAN, HAYATTA OLAN OLMAYAN, BÜTÜN ÖĞRETMENLERİMİZİN  HEPSİNE MİNNETTARIM..

OKULUMUZ ÇOK KÜÇÜKTÜ.

BU YÜZDEN BÜTÜN ETKİNLİKLER MÜSAMERELER YIL SONU ETKİNLIKLERİ BEŞ EYLÜL İLK OKULUNUN KÜTÜPHANESİNDE OLAN, HALK SAHNESİNDE GERÇEKLEŞTİRİLİRDİ..

İLK HAYAT SAHNESİ, İLK ALKIŞLAR, İLK BAŞARILAR, HEP O KÜTÜPHANENİN SAHNESİNDE GERÇEKLEŞİRDİ.

HA EVET HANI BEŞ EYLÜL İLK OKULUNUN BAHÇESİNDEKİ KÜTÜPHANE..

Kütüphaneyi ilk gidişim böyle olmuştu..

SAHNEDE Bizim oyunlar olurken, bir kenardaki örtülü rafların altındaki kitaplara GİZLİCE bakardım.

Hımm niye gündüz gelip derslerimdeki bilmediğim yerleri buradan araştırmıyorum ben?

Sonra gündüzleri de devamlı gitmeye başladım..

Şimdiki gibi bilgiye kolay ulaşılmadığı için ,her dersle ilgili araştırmayı orada yapmak çok iyi olurdu..

Hatta bazı zamanlar okuldan  çıkınca doğru kütüphaneye gider derslerimi orada yapardım.

Evde fazla bir çalışacak alan olmayınca.

Orayı etüd alanı seçmiştim..

Kitap kurduydum ta o zamanlar, öyle eve kitap satın alamazdık..

Kütüphaneye giderdik..

Her hafta okuyacağım kitapları seçerdim.

Sağ olsun rahmetli Mustafa bey kütüphane müdürümüz, bana kaç tane istersem verirdi..

Haftada değişince; bir de kitaplar sağlam geri dönünce, “bu gençte iş var” demiş olsa gerek ,

BENİ ÇOK SEVERDİ NURLARDA UYUSUN..ÇOCUĞU OLMADIĞINDAN  BELKİ DE..SEN BENİM KIZIM OLDUN DERDİ..

Kitaplar daha kutusundan çıkarken, bazen hemen almak isterdim, daha kaydını yapmadan, alıp götüren ilk okuyan ben olurdum.

Beş eylül ilk okulunun bahçesi o yüzden sosyalleştiğim üstelik de parasız kitap okuyabildiğim harika bir yerdi..

Alıp eve götürme lüksüm de varken;

Ne mutluluk hala bir kitapçıya girdiğimde, “hepsi benim derim raflara bakıp”..Kendimi güvende hissederim.

Çalışma hayat, derken evlilik, çocuklar…1974 , 1977,  1979- 1985

Bu alışkanlık çocuklarım olunca da  devam etti .Tayin olduğumuz yer neresiyse , hemen kütüphane sorardım..

Yerini öğrenirdim.Onlarla gittiğimiz sosyalleşme alanları oldu..

Romanlar dünya klasikleri..

Sessizce kitaplara bakan ufacık iki kız çocuğa hayretle bakıp, “istediğiniz kitapları eve götürebilirsiniz” derlerdi hemen.

Üstelik kütüphanenin dışarı çıkarılmayan kitaplarını bile  alıp eve getirebiliyordum..

Eşim nereye tayin olsa oradaki kütüphanede olan kitapların listesi eve gelirdi.

Ben de seçim yapar eşime verirdim.

Bu yüzden “kıt-ada  en çok kitap okuyan seçildim sayende” der gülerdi..

Neyse aradan yıllar geçti  Ankara ya geldik.Büyük kızım artık beşinci sınıfa gidecek.Ders  kitaplarını almak için kitapçıya gittim..

YKM nin arka sokağında bir kitapçı vardı..Kızılay’da.

Yerlere de kitapları dizmişler..

BİRDEN AYAĞIMIN ÜZERİNE BİR KİTAP DÜŞTÜ..

EĞİLDİM ALDIM..

YÜZDE YÜZ DÜŞÜNCE GÜCÜ..

İLGİNÇ, FAZLA PAHALI DA DEĞİL, ALABİLİRİM; VAR BUNDA BİR İŞ dedim..

KİŞİSEL GELİŞİM KİTAPLARIYLA İLK TANIŞTIĞIM GÜN O GÜNDÜ.

YIL 1989

sonrası kendi içimde yolculuk…

nerede miyim?

daha sanki yolun başındayım..

2020 salgın günleri….ayseerbay

 

 

CORONA DÜNYA VE ATATÜRK

ATATÜRK geldi rüyama

Elimde bir dünya haritası var parçalanmış..

İki elimde parçaları..

Birleştirmem gerek diyorum..

Bunu ÇANKAYA KÖŞKÜNE GÖTÜRÜYORUM..

Daha önce oraya hiç gitmedim, kapısından defalarca geçmiş olsam da, içini bilmem..

Orada büyük bir masa var:

onun üzerine koyup haritayı birleştirecekmişim..Dünya nasıl bu hale geldi diyorum..

Çok büyük bir oval masa var..

Daha da çekip genişletmek için sürgüsünü açıyorum..

Bakıyorum masanın başında ATATÜRK oturmuş..

ÇOK SEVİNİYORUM.

Hiç konuşmuyor..

BEN HARİTAYI ONUNLA BİRLEŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYORUM….

BİR ANDA ÇEVREME BAKIYORUM..

Çankaya köşkünün her yanı depo gibi her şey oradan oraya atılmış..

Sanki lokanta olmuş da ardiye deposu gibi sebzeler meyveler konmuş..

Çok üzülüyorum..

YIKILACAKMIŞ…

DERİN BİR HÜZÜN ÇÖKÜYOR  ÜZERİME..

Bari yıkılınca aynı şekilde yeniden inşa edilse  ,müze olsa diyorum..

AVRUPALILAR ESKİ BİNALARI HİÇ YIKMIYORLAR..diyorum kendi kendime..

ATATÜRK GİTMİŞ…:(

DÜNYA HARİTASI ELİMDE KALIYOR…

 

Ayşe Erbay  KASIM 2019 ayşeysen

 

VE DÜN GECE BU RÜYAYI TEKRAR HATIRLADIM..

KASIM AYINDA DÜNYA HARİTASI ELİMDE PARÇALANMIŞ..

NE DEMEK DERKEN MEĞER SALGINDAN DÜNYAMIZDA YAŞAYAN INSANLARMIŞ GÖRDÜĞÜM…

2.NİSAN 2020

 

 

Hayattan anlar 22 kedi VEDAT

Son yıllarda anneler günü, doğum günümde, çiçek gönderiyor gençler..

Her ıkı kızım çiçek konusunda uzmanlar..

2005 yılıydı sanırım..

Bir anneler gününde okuldan gençlerden bana çiçek geldi..

Öğrencilere önemli günleri öğretmek için, ilerde eşlerine annelerine, kadınlarına, kızlarına çiçek alsınlar diye bunu yapıyorlar..

Eşim de bu konuda epey deneyimlidir..:)

Hatta bir keresinde” bana niye çiçek almıyorsun” demiştim..

“Tugaydan servisle eve geliyorum çiçeği nereden bulayım” demişti..eh makuldü.:)

Sonra bir tatil günü çarşı dönüşü çiçeği almış..

Fakat o zamanlar yeni evliyiz..

Öyle alışkanlığı olan da pek yok lojmanda diye, torbanın İÇİNE koymuş getirmişti..

Kimse görüp alay etmesin! diye herhalde..1980 li yıllar.:)

Neyse işte o gün bana çiçek gelmiş..e benim de acİl çıkıp çiçekçiye uĞrayıp sonra taksıyle o Büyüğün evine gitmem gerek..

Taze çiçekler ..”Bunu götürüvereyim “dedim..

Kızım yanımdaydı..

Aman aman..

ANNE YETER dedi..

Ne oldu demeye kalmadı..

Canım benim..

KENDİNE BU ÇİÇEĞİ ALACAK KADAR DEĞER GÖRMÜYOR MUSUN DA SANA GELEN ÇİÇEĞİ BAŞKASINA GÖTÜRMEYİ Mİ DÜŞÜNÜYORSUN…?

“Paran olmasa anlarım..,Bu nedir ? olmaz öyle şey !çiçekçi yolun karşısında, al ,sonra bin taksİye git gideceğin yere”.. dedi..,

“Bu güzel çiçekler de seni burada beklesinler”..:(

Bir anda çocukluğum geldi aklıma..

Sahi bize ayrı oyuncak bile alınmazdı..

Herkes herkesin oyuncağı İle oynardı..

Üç kızdan sonra doğan erkek kardeşime alınmıştı ama o tarİhlerde naylon sanayi bile yoktu ülkede..

  1. li yıllarda doğanların sanırım bu konuda pek şansı yoktu..

Bir gün arkadaşımıza yurt dışından et bebek hediye gelmiş..

O zaman uyandık demek..

“Bizim niye öyle bebeğimiz yok” diye..

Annemle babam bütün gece oturmuşlar üç bebek dikmişler..

Sabah yattığımız odadaki divanın üzerinde 3 tane bebek yan yana duruyordu..

Bez bebekler..adları da vardı..

Benimkinin adı Esma idi..

SEDDUDE.Esma Kezban.VS GİBİ O ZAMANIN EN ESKİ İSİMLERİNİ KOYUP, AKILLARI SIRA BİZİM İSİMLERİ BEĞENMEYİP GÖSTERDİĞİMİZ TEPKiYLE, EPEY EĞLENMİŞLERDİ…

Ataerkill ve de dar gelirli bir ailede, birinci sırada barınmak, ikinci sırada karın doyurmak..üst baş oyuncak..çok sonraki giderlerdi..

Şimdiki gibi çocuk erkil aileler yok gibiydi..

Demem o ki…

Yani iktisadi olarak bir şeyin kullanımı son reddesine kadardı..

En büyükten kalan giysilerle en son çocuk giyinirdi..

Hatta benim kızlara alınanlar , ablamdan gelenler sonrasında görümceme oradan mahallenin çocuklarına geçmiştir..

Kaç çocuğa giysi olarak temizce yıkanır devredilirdi..

ŞİMDİLERDE ALIM GÜCÜ ARTTI. HERKES YENİ GİYSİLER ALMA PEŞİNDE SANIRIM..

O YÜZDEN ARTIK KIZILAY KUMBARALARINA ATAR OLDUK KÜÇÜLENLERİ..

YANİ BENİM, BANA GELEN ÇİÇEĞİ HİÇ GOCUNMADAN VERME İSTEĞİMİN ALTINDA BU DÜRTÜ OLSA GEREK..

Kızım dürttü..Oturdum kaldım..

Sahi yaaaa

NEDEN BÖYLE DÜŞÜNDÜM..

Sarıldım ona..

kalktım gittim .,Çiçekçiden en güzel çiçeği aldım gittim ziyaretime..

DÜN İŞTE DOĞUM GÜNÜM DİYE.. KIZIMDAN GELEN ÇİÇEKLERİ KABUL EDERKEN DÜŞÜNDÜM..

Hayretle fark ettim ki…

Bu sefer “bir sürü para vermeğe ne gerek var kızım telefon ederdin” demedim..

Arayıp teşekkür etmeyi düşünürken hemen aradılar..

MESAJLA ALDIĞIMI GÖRMÜŞLER..

OTURDUM, GÖZÜMDEN YAĞAN YAĞMURLARLA …

BİLİYOR MUSUN KIZIM DEDİM..

Ben artık ne gereği var” demiyorum …

“SAYENİZDE KENDİME DEĞER VERMEYİ..VERİLEN DEĞERİ KABUL ETMEYİ ÖĞRENDİM..dedim..

“Çok sevindim annecim her zaman yanımızdasın sana az bile” derken…notta ki kedinin de selamını gördüm..

KOPTUM…

KIZIM, DAMADIM, TORUNUM VE KEDİ VEDAT.:)

O arada tv de iktisatcı söyleniyordu.

Efendim tüketim toplumu olmuşuz..fazla harcıyormuşuz..

GEÇ BEYİM GEÇ BUNLARI..

İNSANCA YAŞAMAYI ÖĞRENİYORUZ..

KEDİ BİLE KEDİ OLDUĞUNU YENİ ANLADI, DAHA NE OLSUN…

Ankara’ya en son gittiğimizde 10 gün kaldık .

Her sabah 6.45 de uyandıran Vedat’a.:)

“ Son gün sabah yola gidecez az yatalım “diye bir fiske vurdum..

Kedi beni uğurlamadı bu sefer KÜSTÜ DEMİŞTİM….:)

çiçekte adını görünce.:) BARIŞTIK HERHALDE DEDİM…

..

hayattan anlar 21

Sevgili anneciğime mektubumdur 2019 OCAK

Bugün tam 23 yıl oldu annecim sen gideli..

Biz üç kızın, iyiyiz çok şükür.

Kubbeli hamam yaptıracak !diye büyüttüğün oğlunu göremiyoruz..

Yeni hayatında ,

Insallah iyidir..

Dualarım onunla..

Oğlundan torunların, biri öğretmen oldu ,diğeri avukatlık ruhsatını aldı .Çok şükür..

En küçük kızı sen görmedin..

Güzeller güzeli..o da lise sona geldi..

Görüyorum takıp ediyorum, sen merak etme..

Ablalarım da iyiler meraklanma.

Yeni torunlar geldi hayatımıza..

Herkes işinde gücünde..

Her daim dua ederdin bize..

Laf aramızda sen gidince en çok da bundan korkmuştum..

Şimdi bana kim dua eder” diye..

Meğer roller değişirmiş..

Şimdi ben duacıyım hepsine..

Ablalarımı da pek göremiyorum..

Şimdilerde sosyal medya var..

Oradan takıp ediyor artık herkes biri birini..

Enflasyon..pahalılık..kirli siyaset hepsi mevcut yine..

İnan bana babam hani” vergiler” der başka bir şey demezdi ya.

Şimdi vergiler her koldan geldiği için, uyuştu millet, herkes memnun çok şükür..

Öyle halinden memnun olmayanı da affetmiyorlar..

Camiler dolup taşıyor..:)

Yeni müslümanlar öyle sandığın gibi değil artık..

Kuranı anlamadan okuyan, yatıp kalkıp gidip milleti dolandıranlar o kadar çok ki..

Normal oldu artık bunlar..

KAZAYLA BİRİ İNSANLIK YAPSA HABER OLUYOR İNAN..

Evler çoğunlukla kaloriferli.

Doğal gaz elektrik faturaları bizim apartmana gelince, dağıtıcı üşendiğinden” tomarıyla koyuveriyor ….

Posta kutularının üzerine..

E alıyorsun eline 20 tane faturayı, tek tek isim arıyorsun..

E İnsan kendisininkini ararken, istemeden diğer dairelerin faturalarını da görüyor..

Tövbe tövbe..seytan boş durmuyor ki..

BE ADAM 20 DAİREYİ TEK TEK KOY, KİMSE GÖRMESİN FATURALARIN AYRINTISINI DEĞİL Mİ?

Ben de bir komşunun 50 tl lik doğal gaz  ya da elektrik faturasını görüp şaşırırken, o komşuların altında ve üstünde oturanların, en az 250 ve 400 küsür fatura ödediklerini

görmeyeyim..,

Bu nasıl oluyor deme anacım.

Tabı sen nereden bilecen, sen gideli çok şey değişti..

HER DAİRENİN KOMBİSİ AYRI ARTIK..

Sobayı yakmam üşümüyorum” ya da.:

Merkezi sistemde ben yakmıyorum” deme lüksümüz olmazdı eskiden..

Şimdi “ben sevmiyorum sıcağı” diyen pek çoğaldı..:)

Alltaki 280, üst komşu 400 lira fatura öderken, ben nıye 50 tl ödüyorum dese! bulacak alttan üstten ısındığını.

KUL HAKKI KONUSUNDA BİR DEĞİŞİKLİK VAR MI YUCE RABBİNE SOR .:)

YOKSA BURADAKİ DURUMLAR VAHİM..

ayseysen2019

Hayattan anlar 20

Haberlerde gördüm bugün..

İNGİLTERE’DEN EN FAZLA NAYLON ÇÖP İTHAL EDEN ÜLKE BİZMİŞİZ…

Biz 1977 de evlendik

Keşan a gelin gittim..

Her cumartesi akşamı, değişmeyen bir misafir portföyümüz vardı..

Ömer, Selami, Sırrı , Mehmet ,bizdeydiler..

Bekar olunca, sıcak ev güzel yemekler.

Arkadaşlar bir arada olunca keyiflerine dokunulmazdı..

Ben eşime devrelerinin “ yakınlığını “sordum..

Tut ki ;

BENİM ERKEK KARDEŞLERİM DEDİ..

O zaman anladım ki epey kaynım var..

Sonra hepsi tayın olana ya da evlenene kadar o sofrada her cumartesi hep oldular..

Nasıl eğlenirdiler..

Biralar açılır sohbetler gırla olurdu..

..

HATTA YERDE HALI ÜSTÜNDE GÜREŞTİKLERİNİ BİLE GÖRMÜŞLÜĞÜM VARDIR..

O yüzden alışverişimiz 2 kişilik değildi.

Cumartesileri Keşan’a pazar kurulurdu..

Pazara giderken çizgili çantalar YETMEYİNCE..

Benim aklıma Alaşehir’den gelirken bizimkilerin getirdiği, üzüm keleteri geldi..

Epey bir zaman onun kulplarından tutuşur pazardan aldıklarımızı eve birlikte getirirdik..

İçindekileri tek tek seçip temizleyip, dolaba yerleştirmek uzun işti..

Sonraları bu naylonlar çıktı ortaya..

Öyle böyle değil, epey sorunu hallettiydi..

Poşet saklama torbaları dikmişimdir .:)

ELE GÜNE HEDİYE DİYE.:)

Şimdi 2019 da poşet yasaklandı ya..

Bu sefer torba diktim hediye, kızlara ve kendime ..

FAZLA MI MEŞGUL OLDUM NEDİR? TORBAYLA…

DERKEN ANACIM;

BU GÜN BİR RÜYA GÖRDÜM..

Alışverişe gitmişiz..

BEN BİNMİŞİM MARKET ARABASINA ;

ALDIĞIM ŞEYLERİN İÇİNE GÖMÜLMÜŞÜM..

O NASIL BİR KABUSTUR..

EVDEN GETİRDİĞİM POŞETLERE SIĞMIYOR! ALDIKLARIM..

BEN İNEMİYORUM AŞAĞIYA..

GELEN GEÇEN GÜLÜYOR..

Utancımdan bakamıyorum etrafa..:)

Eşime diyecek oluyorum” yüksekce bir yere götür de oradan ineyim” aşağıya..

SESİM ÇIKMIYOR..:)

Ahanda! oturup yazmazsam; daha açılamayacam..

Bu yasağa getirmeden önce doğada çözülebilen naylon poşet yapmak kimsenin aklına gelmedi mi?..

Naylon ithal edeceğinize naylon toplama kampanyası etseydiniz ya..

POŞETSİZ KALASICALAR…:)

ayseysen 2019

Hayattan anlar 18

3 yaşındaki ALPER ;
kreş servisinde unutulmuş…
UNUTULMUŞ;
UYUMUŞ KALMIŞ SERVİSTE..
Uyumasa kurtulacak yani..
Çocuğa atmak kolay kabahati..
NEDEN UYUR ÇOCUK SERVİSTE..?
GECE SAAT KAÇTA YATAR BU ÇOCUKLAR?..
Neden vakitlice uykuya gitmez çocuklar….
Neden? bu teknolojinin olduğu bu devirde;
Cep telefonundan,
Tabletten,
BİLGİSAYARDAN an an çocuğun kreşte ne yaptığı takip edilemez miydi?..
Biraz para ve isteğiniz varsa ,açarsınız kreşi…
Denetleme var mıdır?..
VAR mıdır?
Nasıl denetlenir?.
Esas denetimi aile yapacak…
Devletin bunda sorumluluğu yok mu? VAR…
Daha iki çocuk varmış evde…
Büyükler ebeveynler….
Anne baba kahrolmuştur kolay değil..

Ama ne olur düşünün….:(

EVDE YALNIZ BIRAKILAN YANAN ÇOCUKLAR..

Serviste unutulan çocuklar..

Anne baba ayrı diye, biribirlerine çocukla tehdit etmeler olmasın..

Çocuk dikkat ister emek ister..

Çocuk silah olmasın..

İHMAL KURBANI ÇOCUKLAR OLMASIN YENİ YILDA..

ALLAH AŞKINA “bir çaydanlık suyun başına gelmesin artık çocuk yapmak”…
SORUMLULUK ALSIN DEVLET VE AİLELER ANNE VE BABALAR..
İZMİR -ÇİĞLİ -KARA GÜN….17.8.2017..:(
ayseysen2019

Hayattan anlar 19

Bu gün bir haber gördüm.

Tam haber geçiyordu ki, eşim uyanmış kalktı geldi..

Günaydın canım dedi..

Öpüştük sımsıcak..

Her zamanki ritüelimiz, sevgiyle başladık güne..

Bu arada haberde PAŞA isimli köpeğe işkence etmişler..

Hainlik diz boyu..

Kurtarılmış..:(

ÜZÜCÜ HABER..

eşim kahvaltısını almak üzere mutfağa gidiyordu..

Döndü geldi..

“Paşa mı koymuşlar köpeğin adını” dedi..,

ÜZÜNTÜYLE..

Nereden nerelere geldik..

Oysa ZEKİ MÜREN e bile paşa dendiğinde bu kadar bozulmamıştık..:)

Ne de olsa mesleğinin PAŞA sıydı..

Birden gözümün önüne 1999 yılı geldi.

Komutanın evine anneler günü kutlaması için gittim.

Randevu alıyorsunuz..

Kabul ediliyorsunuz gidiyorsunuz..

Eşime” çiçek alacam” dedim.

“Yok sen o işe karışma, protokol subayı var görevi onun..o gönderir dedi..

Hediyeyi abartmamayı çok önceden tembihliyim..

“BEN ÇALIŞIYORUM,

TAKDİR EDİLECEKSEM ÖYLE EDİLEYİM” DERDİ HER ZAMAN..

Eh aldım bir küçük hediye gittim..

Takdim ettim hediyemi..

KOYDU BÜFESİNE TEŞEKKÜR ETTİ..

Kahvemizi içerken bana…

“KOMUTAN EŞLERİNE GİDERKEN ASLA ALMAN GÜMÜŞÜ HEDİYE ALMA” DEDİ.. “ÇİÇEĞİ DE KENDİN SEÇ”..

“Benden sana abla tavsiyesi olsun”..

Gözüm bir anda gümüşlüğe koyduğu benim minik ALMAN GÜMÜŞÜ bibloya gitti..

Çiçeğe hiç bakamadım ..:)

Bayan protokol subayının geçtiği yolları sonra 2016 da gördük..

Ailede herkes” benim hatam her halde” demişti..

Ben, “komutan eşine hakiki gümüş hediye alsaydım”.:)

.

Küçük kızım” kotu yırtıp içine renkli çorap giydim ondan mı babamı terfi ettirmediler “.:)

Komşum beni fazla muhafazakar bulduğunu söylemişti..:)

Teröristlerin adım adım kurduğu kumpaslarmış meğer..

Yani demem o ki…

ADIM ADIM GELDİK BURALARA..

EN SON TÜYÜ DİKEN.:)

PAŞAYA GELEMEDİM..

ayseysen 2018

Hayattan anlar 17

Biz eskiden, açık oturumlar..siyasi programlar..tartışmalar, haber programlarla geceyi bitirirdik..

Siyasetin baktık suyu çıktı..

İkinci işimiz oy kullanmak oldu ..:(

Hayatımızda gündüz torun var..

Geceleri biraz anlam katalım dedik..

Geçende bir uzman demiş!..

Efendim diziler ileri yaşlarda , her hafta merak yaratıp ,hayata bağlıyormuş ınsanları..

Faydalıymış..

En azından ne oldu diye merak edermişiz..

Konuları takıp etmek, aksiyon yaratır ,zihnimizi kuvvetlendirirmiş..

Eh o uzmanı yakalasa eşim; bir şeyler diyecek ama neyse..

“Hiç yaşlanmıyorsun” yaşına girmişken ,böyle dizilere bakar olduk..

Şimdi o beyaz saçlı adam ilk eşinden boşanmış..

Kazık kadar kızı evde..

İkincı eşden boşanmış..

Kızı evde..

Üçüncü eş ona arkadan dolanmış, boşanmış..

Ondan kalan oğul evde..

EN SON EŞİ KIZI YAŞINDA! YETMEMİŞ..

AAAaa dahası ikinci eşinin anasıyla da halvet olmuş..Allahtan kadın  vefat etmiş ..

Beyaz saçlı adam; ne marifetliymiş derken, “adam zengin olur “fikri çıkıyor ortaya..

İş adamları bu diziye BAKINCA NE DÜŞÜNÜYORLAR MERAKTAYIM..

Bunu yeni öğrendik..YETMEDİ..

İkinci eşinin kardeşi ile üçüncü karısı evlenince..

Sigortam atmış.

.

YASAK ELMA MIYDI ARMUT MUYDU..

KADIN dizisidir, kadın ayakta nasıl duracak görelim derken, bu sezon ipler koptu..,,

ADAM 5 yıldır yokmuş ortada..

AA geldi bir baktık ,eski karısına para verecek, kayın

validesine veriyor..

SANKİ 70 Lİ YILLAR; BEKLE GELECEM !DEYİP GİDİYOR…

NE TELEFON NE PARA..

Sonra ayılıyor para vereyim eski eşime diyor..

YENİ EŞİ ÇOCUKLARINI SÖYLEYEMİYOR..

ESKI KAYINPEDER OLMAZ DİYOR..

BAK BAK..aman aman..

Fakirlik diz boyu..

Gurur tavan yapmış..

YAAA ac bir hesap!’ koy parayı !ver hesap cuzdanını ,yeni bir telefon al ,hangi devirdeyiz koy kadına telefonu, konuşun kimsenin  ruhu duymaz görüntülü konuş dur…:).

OH BEEE..

Kadına aşık; Arif deseniz.:) yedi burnuna yumruğu..burun hala kırık, sarılı 3 hafta oldu..)

.

Sözcüde Savaşçıda bakıyoruz..elek olmuş mübarek yüzbaşı..delik deşik..3 günde ayakta …anam ARİF hala sargıda..s

Senaristler olmadı ama haksızlık bu..

Burun hala sarılı.

Tamam başka dizi bunlar anladık da..

Allah aşkına bir dizide adam kalbura dönmüş 3 günde ayakta ..

Burnuna darbe yemiş 3 HAFTADA İYİLEŞMEDİ..

OLMAZ…

SENARİSTLER ,ARANIZDA GÖRÜŞÜN BİR ORTA YOL BULUN..

E bu diziler ortadoğuya satılıyormuş..

DÜnyanın İnsanı bu diziden para yiyormuş..

Dün pazara gittik.:)

Pazarcılar salı günü SÖZ dizisindeki yüzbaşının nasıl ölmediğini konuşuyorlarmış..

Eşimin yüzüne bakmamışlar.:)

DİZİLERDEN ALDIĞIMIZ PARALAR EKONOMİYİ AYAKTA TUTUYORMUŞ..

Olmuyor bacım olmuyor..

Tamam dizilerin acemisiyiz ama..

Allah aşkına biraz hereket olsun diye” NE GİYMİŞLER”  diye seyrettiğimiz diziye, mafya koymak kimin fikriydi..?

İMDATTTTTTT..

UZUN UZUN BAKIŞMALAR ,SIRLARI SAKLAMALAR..BİR TÜRLÜ SÖYLEYEMEMELER..

KANIMIZ KURUDU..

senarist vurup katil olacaz..

ÇÖZÜM JET SOSYETE DE.:)

ayseysen 2018

Hayattan anlar 16

İZMİR ‘deyseniz..
Karşıyaka’yı da bilirsiniz..
35.5 ha işte orası..
Günlerden çarşamba ise.
Bospa’ya gidersiniz. 🙂
Bospa’ yı bilmeyen hanım yoktur..
Sabah ben de;
Ekim ayı geldi ya ,
Pazardan;
BEYAZ nohut alacam..
Amacım açık ve net olarak bu. 😉

Esim beni pazarın önünde arabayla bırakırken;
Göz ucuyla bana bakıp..

Cüzdandan para alıp, çantanın ön gözüne transfer ettiğimi görünce.
.
“Çaput pazarına da uğrayacaksın herhalde dedi..”? dedi..
Eh. 🙂 dedim..Hiç aklımda yok gibi..

İndirip beni, park yeri aramaya gitti..

Normal haldeyken, durum buydu..

Pazara doğru yürürken, bir anda, alma! toplama! . 🙂 dürtüsü geldi…

Sanki pazara girince, içimde bir şey fırlayıp yanıma dikildi..

O neymiş kardeşim…
Nohut alırken; neler gördüm.
Olmaz bu kadarı…
Neyse uzatmayayım..
Cam silme bezinden, torunlara çoraba kadar..
En son kalan parayla pazarın çıkışındaki esnafa geldim..
Espri olsun diye..
“Son parayı da size vereyim” dedim..

“Ablam seni kutluyorum..
Buraya kadar parayı bitirmeden gelmişsin”..
Parayı elimden alıp,” şimdi pazardan çık..
Sağda otobüs durağında otobüse bin EVİNE git ” dedi…:) AYNEN BUNU DEDİ..
ŞAKA GİBİ…devam ediyor ve diyor ki….
“Kent kartı peşin dolduruyorsunuz nasıl olsa ,o seni eve kadar götürür”. :)AYNEN diye

Hipnozdan çıkarma merkezi sanki. 🙂
YAHU PAZAR ESNAFI DEĞİL,
CEM YILMAZIN İZMİR VERSİYONU….

Esas ADAM. 🙂 “arabayla gelip beni alana kadar ,bir gülme aldı..
Hani geçerken ,

BENİ KENDİ KENDİNE GÜLERKEN GÖREN OLDUYSA DİYE DİYORUM…
Durum buydu..:)

ADAM KITAP YAZACAK KADINLAR HAKKINDA.
.
ayseysen 2018 BOSPA / izmir karşıyaka…..

Hayattan anlar 15

Asker ailesi olmak;

Anan, baban dağda gezerken, bir keçiyle aynı yerde doğarsın,sonra aklını işletir birinci sınıfı bile okumadan, ilkokulu 4 yılda bitirirsin…yoksulluk diz boyudur ama sen çalışırsın, hep çalışırsın, gaz lambası ışığında..köye giden yolu su alır, sen eve dönene kadar anan bekler korkuyla, “ akan çay götürür mü oğlumu” diye.Ak yaşmağıyla yola iner, merakla, her gün…
Şehirde orta okula gidersin, her gün köy yolunu bir saatte aşarak,oradan otobüse biner şehre gidersin….ardından lisede parasız yatılıya girersin, derken bakarlar ,çok çalışkan bu çocuk, bunu askeri lise sınavına sokalım derler, kazanırsın: oraya geçersin…oradan da Harbiye’ye ….
Sonra elin ekmek tutunca, köydeki eve elektrik bağlatırsın…anana sonrada bir buzdolabı alırsın…..
Ardından , tayin olursun sınıra,
Evlenirsin, eşin, sık tayinler yüzünden işini bırakmak zorunda kalır..
Malum vatan hizmeti vardır ,cana can katar..az kazanırsın ama asla dışarıdan birine şikayet etmezsin..
Çocukların asla bir okulda aynı şekilde devam edemezler,
Türlü okullarda türlü
öğretmenler ile, bir okulu 3 yerde tamamlarlar…
Mesleki gelişim konusunda daha ne yapılması gerekiyorsa her konuda hazırsındır…
Hep daha iyisine odaklanırsın..Vatana millete hayırlı evlat olmanın gururuyla…
Eşin 7-24 hizmetlerde sana destektir…ama asker eşidir.. görünmez görevleri vardır her zaman…
Taşınırsın durmadan, hatta ilk tayinde paran yoktur, eşyayı şarka giderken trende hayvan vagonuna koyarsın,(taşıma ucuza gelsin diye);
İnince eşyan evine , kokudan duramazsın…ve o eşyaların kokusu, 20 yıl çıkmaz; aynı dam gibi kokar evin..
Göreve gidersin, eşyanı bırakırsın, kalanı da küflenir,çoğu atılır ama koku hala vardır üzerinde çıkmaz!
Evine gelenler bu kokuya anlam veremez, utanırsın,” biz ilk tayinde hayvan vagonuyla taşındık “demeye…
“HALBUKİ TEMİZ TERTİPLİ KADINSIN, BU KOKU NE” DER DOSTLAR.:(
Bir şey diyemezsin..
Buna rağmen gezersin dağlarda ,sınır boylarında ..Ailene uzaksındır…
Arkadaşın akraban olur…
Yetmez paran ama ayıptır diye elden de istemezsin..Bu arada görevini layığıyla yapmaktan dolayı, huzur dolar içine…
O yetmez, gece yarılarına kadar çalışırsın,kendini geliştirmek için…..
Helalinden kazanmak için …
Dahası TSK bir okul gibidir , devamlı öğrenirsin her şeyi…
En modern şekilde nasıl olunur?,nasıl yaşanır? Nasıl yaşatılır? , gittiğin yerdeki insanlar nasıl geliştirilir..
Vatana nerede, nasıl faydalı olurum? diye araştırırken, her zaman kelle koltukta gezersin.
Azar azar da para biriktirirsin ..
En sonunda bir evin olur memleketinde abartısız…
Çocukları okutup evlendirmişsindir.. ….
Gün gelir, emekli olur dönersin memleketine ve bir bakarsın; senin azminle tırnaklarınla, kazıp yönettiğin hayatına bakıp
” BİR AVUÇ ELİT”
Deyiverirler…
İçinizde bir volkan olur..
Eğer asker eşiyseniz en sonunda bunları yazmak istersiniz…
“Helal olsun bu vatana emeklerim” dersin geçersin….
ayseysen 2018

Hayattan anlar 14

2016 da çok öldük….

Oysa dün gibiydi…
Güzel dileklerle girmiştik bu yıla..
Her şey güzel olsundu..
Ölümler, hastalıktan yaşlılıktan olsundu..
Evlerde yüzler gülsün,
Anneler artık ağlamasın,
Her evde sofralar dolsun,
Milletimiz bölünmesin,
Ayrışmadan, bölünmeden, sevgiyle…
AYRIŞTIK,BÖLÜNDÜK,SEVGİSİZ KALDIK…
“Su uyur düşman uyumaz “derdi büyüklerimiz..
Biz birbirimize düşmekten, bunu unuttuk….
Ancak düşman düşmanlığını gösterince fark ettik..
Daha önceleri de oluyordu da;
Deli cesareti gerekmiş bize..
DİPLOMASI, OKUL,ÖĞRENİM OLMASA DA, KANDA VARMIŞ BU DİRİLİŞ..
Keşke;
ÇOK ÖLMEDEN; AKLIMIZ BAŞIMIZA GELSEYDİ..
KARTLAR DAĞITILDI,
TAKKELER DÜŞTÜ, KEL GÖRÜNDÜ,
DOST DÜŞMAN BELLİ OLDU..
“Bütün tersanelerine girilmiş
Bütün orduları dağıtılmış
Vatanın her yeri bir fiil işgal edilmiş” haldeyken,
GÖRMEZDEN GELDİĞİMİZ NUTUĞU OKUMAYA BAŞLADIK…
ATATÜRK NE DEMİŞ
ÖĞRENMEĞE DÖNDÜK..
AKLIMIZ BAŞIMIZA GELDİ..
KALKTIK VE YÜRÜYORUZ
KEŞKE BİR OLMAK İÇİN, BİR DÜŞMANA GEREK DUYMASAK…..
ayseysen2018

Hayattan anlar 13

Atalarımız 1912 de Balkanlardan, büyük zulümden kaçarak, önce Kuşadası Davutlara; oradan da Alaşehir’ e gelip yerleşmişler..
Hoca dede, medrese hocasıymış..
Hamit hoca derlermiş ona..
Bütün sülalesiyle birlikte gelmişler…
Yunan yakarak geçerken egeden;
Hoca dede, büyük Alaşehir yangınında ,oğullarıyla beraber, Alaşehir’in savunmasında bizzat savaşmış..
Atatürk de onlara yer vermiş yurt vermiş..
Rahmetli anacığım ATATÜRK’ ü çok sever “bizim oralı “der övünürdü..
Biz 4 çocuk, hemen yanı başımızdaki Hüsnü Özay ilk okulunda okuduk..
Evden çıktın mı.:)
Bir koşuda, hemen okulun içindeydin yani..
Öğretmenler eve gelip, ders arasında bahçede kahve içerler, tuvalete girerlerdi..
Okulda olan her etkinliğin baş takipçisi de annem olurdu..
Bayan öğretmenler bize gelir gider, 23 nisanda yapılacak etkinlikte neler yapılacak, annemin de eliyle el birliğiyle yapılırdı.
Her yıl okulumuz birinci gelirdi etkinliklerde..
Ne ruhtu o…
TARİH DERSİNİ EVDE YÜKSEK SESLE OKUTURDU ANNEM..
Bu lise sona kadar böyle devam etti..
“Sen yüksek sesle oku da ben de öğreneyim” derdi.. ..
İLK sunumlarımı, hep ona yaptım..
Padişahların son zamanlarda yediği haltları okurken..
Vah vah ülkeyi saltanat uğruna ne hale getirdiler diye üzülürdü garibim..
Atatürk ilkeleri inkılapları bilir ..
Ne zaman milli bayram olsa , ne zaman pazartesileri okulda istiklal marşıyla okul başlasa, kenardan annem bize bakardı…duygulanırdık…
Biz de ona bakar, heyecanlanırdık..
ATATÜRK’ÜN gençliğe hitabesini ve İstiklal Marşını baştan sona ezberlemeden, mezun etmezlerdi gençleri, ilk okuldan, orta okuldan, liseden..
Ne ara bu kadar Cumhuriyet düşmanı çoğaldı bu ülkede..
Geçende biri Cumhuriyetin ne faydasını gördük ?
OLMAYIVERSİN….. deyiverdi..
Bunu evet ben kulaklarımla duydum..
Hani havayı solur da,” havasız kalsak ne olur der gibi” deyiverdi..
Ne zaman gitti bu milli duygularımız..
Ne zaman kula kulluk devri geri geldi?..
Ne zaman din ile aldatılmaya başladık biz..?
Cumhuriyet kazanımlarını bilmiyorsa gencim ,çocuğum… kadınım ,bilmiyorsa babalar, anneler?..
Ne yaparız biz..?
TEBA OLMAKTAN, kula kul olmaktan KURTULDUK CUMHURİYET SAYESİNDE..KADINLARA SEÇME VE SEÇİLME HAKKI OLMASA NE OLURDU HALIMIZ..?
OKUNAN EZANLARLA, DAYAKLA, KIRBAÇLA, NAMAZ KILMADIK HİÇ BİR ZAMAN..
ÖZGÜR OLDUK..
VATANIMIZDA HÜR OLDUK.
BİZİ YÖNETECEKLERİ SEÇTİK YILLARCA, DERKEN..
NE ARA BİZİ GÜDÜN ! DEMEYE DÖNDÜK?..
ADALET OLSUN…
HUKUK OLSUN,
CUMHURİYET OLSUN,
FARKINA VARSIN Kİ MİLLET,
ALLAH’TAN BAŞKA KİMSEYE KUL OLMASIN.
KANDIRILMASIN.
ayseysen2018

Hayattan anlar 12

Hayattan anlar 12
Yıl 1977 yeni evliyiz…
Ben ilk defa gurbete çıkmışım.
Bankada çalışıyorum..
Henüz çocuk yok..
Bir gün gazetede bir haber gördük.
Yabancılara sormuşlar” bir adaya düşseniz yanınıza en elzem ne alırdınız” diye…
Herkes birinci sırada tuvalet kağıdı demiş..
Çok şaşırmıştık.:)
Bizde de daha yeni kullanıma girmiş..
Hatta annem ziyarete geldiğinde, tuvalet kağıtlarını tuvalette görünce..
Ne bu israf demişti..:)
Ben sana tertemiz tuvalet bezleri diktim, hem de işledim?.
Sen onları kullanmıyorsun da ,bunlara para mı veriyorsun.?
Şimdi gençler şaşırmışlardır..:)
Anne terliğinden yeni kurtulmuş olmanın verdiği dikkatle, ne olur ne olmaz..
“Tamam annecim size ben işli bezlerden vereyim, onu kullanın “demiştim..:)
Kadın haklı ,üç gözlü cepleri olan! işli mendillere benzeyen, tuvalet bezleri vardı eskiden.:)
Gülün; gülün siz…
Tabi, o bezleri yıkamak gerekti bir de.
Ama cok şükür ,süs olarak asıldığından, kımse cesaret edip kullanamadığından, onlar öyle dururdu..:)
Artık ceplerinde bez mi taşırdılar? bak orasını bilemem.:)
Mış …..gibi tuvalet temizliği yani..:)
Ha kim bilir belki bizden önce bu durumu aşmış olanlarınız da varmıştır..ama biz 1977 de kolayca alır olduk tuvalet kağıdını..
Hatta o soruya o cevabı veren yabancılara da şaşmıştık yani..
Öyle paket paket çocuk bezi de alınmazdı..
ABLAM BANA BİR PAKET ALMIŞTI HAZIR BEZ…
Onu saklayıp yolculuklarda kullanmıştım sadece.:)
Nadide eşya gibi saklamıştım uzun süre..1979 da
Elde dikilmiş annemin özenle hazırladığı mermer şahi bezlerden kullandık iki kızımda da.
Çocuğun altından alınırdı bezler sonra alaturka tuvalette kaka akıtılır..
Ardından deterjanla yıkanır sonra bezler kaynatılır büyük kaynatma tenceresinde..ardından çıkarılır 3 su durulanır.. kurutulur..ütülenir..
Daha bitmez..
Bir bakarsın bu kadar uzun yoldan gelmiş bez, aynı gün tuvalete geri düşmüş..
Allah düşürmesin..
Ömrümüz tuvalette geçti..
Şimdi ikinci torun geliyor..
ANNEANNE olarak her şeyini hazırladım..
En önemlisi beden beden çocuk bezi.:)
Her markadan denenecek hangisi iyiyse, ona devam edilecek.:)
Doldursun doldurabildiği kadar..
Alayım bezleri koyayım bir yere…
Yoksa bu hızla baktım olmuyor ,bu kolaylıklara dayanamayıp doğuracam bir tane..
Gereken techizat ! tamam olsa.:)
Yani demem o ki…
Öyle sızlanıp durmayın …
ayseysen2018

Hayattan anlar 11

DÜN KADINLAR KIZLAR GÜNÜYDÜ.. 9.mart 2017
Malum kız doğuma hazırlanıyor ben 7/ 24 nöbetteyken fırsat bulup yazamadım..
Enginar dolmaları pişerken, içimdekileri dökmezsem, valla olmayacaktı anacım.
Bir kere yaşı bana yakın olanlar bilir..
Anadolu’da yetişmiş, kız isen.:)
Bir kere; ilk hayat gerçeklerini ,yine kadınların şahı olan anandan alırsın..
Tatil günü tepene dikilip,” kalkın bir dünürcü gelse, her yer her yerde”…
“Elin ağzı torba değil ki büzesin”..
“Elin oğluyla anlaştım da evlendim, ne bekledim, ne oldu….Başımdan ottan gayrısı bitti..
Aman ha”..
Ütüyü doğru yapacaksın, çamaşırı doğru asacaksın.
Bahçede her kuruyan çamaşır toplanırken;
Yeniden boy sırası ve anlam sırasında göre ! .:) dizeceksin..
Öyle donlar en öne asılmaz..
Çarşaflar en öne;
Gömlekler arkaya..
Renkliler onun arkasına fazla güneş görmesin.
MiSAFİR GELİNCE..
Hazırlanan ikramlara dokunmayacaksın.
Koltuklara divanlara oturmayacaksın..
İlerden çekilip şöyle bakacaksın ..
Hani eksik gedik var mı..
Ha bir de dünür ya da tanıdık gelirmiş eve..
Kadın oya yaptığı yumağı divanın koltuğun altına kaçırıverirmiş..
Hani tüy toz varsa :yumakla birlikte gelirse;
Hımm bu ev pis.:)
Deyip 3 kızdan birini almayacaklar…:(

Komplo teorileri bence  böyle başlamıştır..

Anacım bir kızı 14 yaşında verip ,34 yasında kayınvalide oldu! diye övünürken..
Ablacığım o evi, evcilik oyunu sanıp, ilk kızıyla evcilik oynadı ..
Kocası ondan 10 yaş büyükmüş olsun..Ekmeği güzel olsun muş..
E ablam genç olmamış çocuk ergenken evlenmiş..
Olsun ;kız kısmı vakti gelince gitmeli ele..:(

Diğer kızı da liseden alıp verince ..Anamın başı göğe erdi..
Çamaşırı doğru dürüst kaynatmazsan,
Kaynanan laf eder sözüne.:)
Ablamın; “kayınvalidenin kafasını, kaynatma kazanına basma” düşüncesi de hayal oldu..
Zira artık çamaşır makınaları cıkmıştı.:)
Neyse sinsice bekledim tabi..:)
Okumuş kariyer sahibi biri olmadan asla gitmem.:)
Annem günlere gidince..
“E Sabriye hanımcım, diğer kızları erkenden verdin..Bu kıza kıyamıyor musun”..
Sözlerinin altındaki sinsi dokundurmayı duyunca celallenip, önüne gelene beni vermeye kalksa da.:)
Babamla ortak çalışmalarımız sonunda ,.:)
Dükkandan döndü, çoğu dünürcü talepleri..
Hatta annemin” evde kaldın” baskıları yüzünden az daha, yakın akrabalardan birinin oğluna gidecektim..
Allah korudu.
Ama inanın bir gün, ben lise sondayken ,o dünürcü kadın geldi, biliyor musunuz..
Hem de habersiz, tam da biz annemle çamaşır yıkarken..
Tam da annemin dediği gibi..
Büyük oğluna istermiş beni..
Küçüğü olsa neyse.:) dedim içimden..
Türk filmlerindeki gibi, kadın beni beğenmesin diye epey saçmaladım..
MEĞER GERÇEKMİŞ.:)
Allah’tan 20 sine geldiğimde, artık eşimi bulmuştum çok şükür..NİŞAN SONRA 21 İNDE DÜĞÜN..
YANİ demem o ki ;
En büyük zulüm kadına, kadından! gelir.
Ana olur , abla olur ,kaynana olur, görümce olur..teyze olur..hala olur..komşu kadınlar olur…

“Kadın kadının KURDUDUR”..diye boşuna demezler..
KADIN DİĞERİNİ KÖTÜLEYECEK Kİ, AFERİN ALSIN..
SÜSLENMESİ DE KADINLAR İÇİNDİR..
ERKEKLER ÜZERLERİNE ALINMASIN..
DAHASI; ERKEKLERE “SEN DUR ,BEN YAPAYIM DER YA KADIN..
ASLINDA “ERKEK YAPAMASIN DA BANA MUHTAÇ OLSUN” FİKRİNDENDİR O..
OH BE SÖYLEDİM RAHATLADIM..
TEKNOLOJİ YOKKEN:)
ayseysen 2018

Hayattan anlar 10

Ben çalışmaya başlayınca,1973 yılında  anneme bir merdaneli çamaşır makinası almıştım..
O zaman kurtulmuştu garibim, elle çamaşır yıkamaktan:))
Çamaşırlar yıkandı mı, en arkaya iç çamaşırları, ortaya gömlekler kazaklar.
En ön sıraya da, çarşaflar asılırdı..

Beyazın da beyazı olması lazımdı.

Çivit falan kullanmak eskidenmiş.
Anneciğim küllü suyla yıkadıkları çamaşırdan bahsederdi.

40 lı yıllarda…
Bana da taş devri anıları gibi gelir, ona bakar, gülerdim..
Sonradan çıkan deterjanlara bakıp anacığım” ne kadar çok deterjan kullanıyorsun” diye beni azarlardı , hatta  bize geldiğinde,  eşime beni şikayet ederken! yakaladım bir keresinde.

70 li yıllardaydık..
Tuvalet kağıdı kadın pedi falan, o zamanlar elimize geçmişti..

Batak hanesine, bir de onlar eklenince, hepten annemin kara listesine girmiştim.)) 


Çamaşırlar asılırken gösterilen itina, kuruma esnasında tekrar elden geçirilir, asker gibi dizilirdi..boy boy sırayla..büyükten küçüğe renkleriyle birlikte.

Çamaşırlar elden geçer, ne kadar sökük varsa dikilir,yamalar da o zaman yapılırmış.

Şahsen o yamalı çorapların en ince yapılmışını da giyen biri olarak:))
Bize kalsa, delineni atıp, yerine bir yenisini almaktı ama ne mümkün:)) Donlar lastikliydi. Eskidi mi lastiği, eskinin ucu kesilir.yeni lastık eklenir, çekildi mi, yeni lastik de yerine girerdi..düğüm atıyordu annem ama ben onu ilerletip iki ucu dikmeyi akıl etmiş ve ileri teknolojiye geçmiştim.))
Çocuk bezlerine ne demeli..Aman Allah’ım:))) Çocukların bezlerini 3 su yıkar kaynatır, sonra tekrar durular..Büyük sulu bir aşamadan sonra, ütüler öyle kullanırdık…
Şimdi bakıyorum gençlere, çocuk bezi bir numara ihtiyaç.
Yap çocuğum! hemen değiştireyim..

Doldurdun mu! diye içim sızlamadan:)))
Baba olmanın da raconu vardı eskiden.
Şimdi çocuk bezine çalıştıkları için adamcağızlar..
Sadece bir çocuk doğurtup, gerisinde ben yokum diyorlar..

Sebeb belli..Çocuk bezinden 
Emzikler deseniz, dünyanın parası..

Çocuk ısırdı mı yenisi alınıyor..Kullan at…
Ben diyorum kardeşim “donlardan lastikler çıktı, sonumuz bu oldu.)))..


11.12.2013 ve Bugün kuyumcunun vitrininde gördüm..Altın tutacaklı emzik 😀çıkmıs..Pembe ve Mavi..

Tek eksiğimiz de buydu😃altın emzik..

hadi bana müsade.:)

ayseysen2018

 

Haberci rüyalar 22

HABERCİ RÜYALAR 22

2006 YILI BİZE EŞİMİN EMEKLİLİĞİNİ GETİRDİ.

Uzun yıllar vatana özveri ile hizmet eden eşime ve bana yeni bir yaşam.

Tabii ki biraz endişeliyiz.

Emeklilik nasıl olacak?.

Yeni bir yaşama hazır mıyız.?

Bizi neler bekliyor. ?

Emekli olduğumuzda eşimin geliri düşecek.

Paramız yetecek mi?.

Evimiz henüz bitmedi.

Aradığımız kiralık evi bulabilecek miyiz.?

Ev kirası lojman kirasından fazla olacak mı sıkıntıya düşer miyiz?.

Emeklilik yoluna girince, etrafımız birden boşaldı.

Yeni çevre edinirken, başarı şansımız nedir?

Ailemizden 35 yıl ayrı kaldık..

Bizi yeniden kucaklaya bilecekler mi..?

Yoksa yabancı mı olacaz?..

Bu ve benzeri sorular…

2006 temmuz ayında beni oldukça rahatsız ediyordu.

Bir gece rüyamda, önüme bir çark koydular.,

Elimi üzerine koymamı söylediler.

Ben de sağ elimi çarkın üstüne koydum.

Avucumu açıp baktığımda aynen şöyle yazıyordu.

TEVEKKEL OL!

Yani işini Allah’a bırak o halledecek..

O andan itibaren o kadar rahatladım ki sormayın.

Kiralık evi bir günde bulduk.

Kızımın işine yakın,

Ödeyebileceğimiz makul bir ücreti var.

Güzel bir mahalle

Sanki Anadolu kasabasında dostlar arasındayız.

Aradan 2 yıl geçti izmir’de ev alabildik..2008…

2010 DA İZMİR’E evimize taşındık..

2018 çok şükür hayatımız sağlığımız yerinde..

Torunlarla, çocuklarımızla emekliliğin anlarını değerlendiriyoruz..

ÇOK ŞÜKÜR..

HABERCİ RÜYAMDA DENDİĞİ GİBİ..

ayseysen 2018

Hayattan anlar 9

Yazlık sinemalar..

ALAŞEHİR 60 lı 70li yıllar..

Biz çocukken 3 kız kardeş annemiz babamızla, sinemaya gitmeyi çok severdik..Erkek kardeşim doğunca biraz aksadı ama yine de güzel anılarmış..

Babam “sinemaya götürecem sizi ama bir şartım var “derdi..

“Anneniz başını açarsa”..

Biz koşar annemin eşarbını saklardık..

Kadıncağız örtünmeyi “el ne der” diye yaptığı için .

Çaresizce eşarbını arardı..

İlle o üçgen eşarbını takacak, saçlar ondüla olmuş..

Önden biraz kahkül görünecek..

Yalvarırdı” ne olur verin eşarbımı “diye..

Babamın şartı buydu..

Annem sosyetik giyinsin isterdi rahmetli..

Anacığım da” ben hoca torunuyum.

Beni herkes tanır böyle çıkamam” derdi..

Izmir’e gittiysek sorun olmazdı..:)

Annem burada beni tanıyan yok der..başını açardı..üzerine omzuna aldığı bir hırkayla işi idare ederdi..

Ben de “anne izmir’de Allah yok mu” derdim.:)

Ta o zamandan, sevmez mişim mış gibi yapmayı…Gıcık mışım….!

Küçük yerlerin “el ne der “baskısı hiç bir şeye benzemezmiş meğer..

Neyse gece sinemaya gidilecekse..

İkinci şart evde tuvaletin yapılmasıydı..

Kadınlar tuvaleti ayrı olmadığından.

Babam elimizden tutup tuvalete götürmeyi erkekliğine yakıştıramıyordu zahir.:)

Neyse önce tuvalete gireyim diye beni sıkıştırırlardı ablamlar..

Çekirdek olmadan olmaz tabii.

Üzerine de içersin SEN SUN BİZ İÇELİM gazozunu.:)

Aman aman..

Tuvalet ihtiyacı tavan yapardı.

Anacığım ben 5 yaşımdaydım..

Hatırlıyorum.:)

Babama dese, bir daha sinemaya gelemeyecek e yapsın..

Hacetimin küçüğünü sıra arasına , hemen oracığa yapıvermiştim..

Biraz büyük olan ablamlar için yüz karası bir durum olsa; da bana o zaman kesin çözüm gibi gelmişti.:)

.

Aman aman ne filmler..

Kendini AYHAN IŞIK a benzetirdi babam..

Ben Ayşecik.

Ablam Türkan ŞORAY

Büyük ablam büyük olamadan evlendirildiğinden, garibim onun neyi kimi beğendiğini pek bilemedim..

Türkan ŞORAY Hülya Koçyiğit ve Filiz akın varsa o filme gidilirdi..

Öpüşme yasağı olunca filmlerde anneme göre  “ZARARSIZDILAR”.:)

Ben ergenliğe doğru ,o filmlerdeki karaktere bürünür, eve gidene kadar o rolde dururdum.:

Sonraları ablam 14 yaşındaydı .:)

evlendi, bu sefer çok kıskanç olan Eniştem Musa bey..

Bize loca tutmaya başladı, ayrı bir yerde oturmak zevkliydi..

Vurdulu kırdılı filmleri ilk o zaman görmüştüm..

Annem yanımızda olmayınca film secimi enişteme kalıyordu demek..

10 yaşımda gördüm o filmleri.. ne akla hizmetse ..

Eniştemin beğendiği Bruce lee filmlerine de gitmişliğimiz vardır.:)

Yazlık sinema dedin mi;

Konserler gelirdi bolca..

MuzafferAKKÜN..

Sanıye CAN

Beyaz KELEBEKLER..

Genç kızlığımda onlardan gözlüklü olana aşıktım sanırsam.:)

Sanki konserde bana bakıyor !gibi hayal etmişliğim de vardır..:)

Kamuran akkor;

BU nedir?..ben 15 yaşındayken kadın baterist rahmetli eşiyle sahnedeydi..Geçende gördüm aynı duruyor..

Estetik mucizesi mi ?

Bilemedim..

Alaşehir o zamanlar çok aktifti..

Şimdiki gibi bağnaz değildi..

Her şeyden haberimiz olurdu..

Kışın da kışlık sinemalar aman aman…

Her cumartesi giderdik..

Ablamla sinemaya gitmek istediğimizi söyleyince anneme, hemen” şu işi bitirin, gidin “derdi..

Aman Allahım, tam vakİt gelmiş, hazırlanmışız çıkacaz..

Bir şeyden dolayı kızar ,”gitmeyeceksiniz” derdi..

Sonradan razı edip yola koyulduğumuz, nefes nefese yetiştiğimiz çok olmuştur..

Rahmetli 2.5 liralık bilet parasını vermemek için mi? yoksa nedendir? son anda olay çıkartırdı.

Şimdi olsa gitmeyiveririz…ne yalvarırdık..

Gençlik işte başka eğlence yok..

Ha bir de eğer gidemediysek o hafta.. yasaklandıysa..

O zaman rahmetli  Şafiye teyzemin kızları mutlaka gitmişlerdir..

Onlar anlatır biz dinlerdik.Esas oğlan diye diye .:)

Sonraları TARIK AKAN rahmetli ona aşık oldum..

Bütün odamda fotoğrafları vardı..

Bir Filiz AKIN bir TARIK AKAN..rahmetli..

Babam odama girer posterlere bakar..

Ne haber bizim oğlan derdi.:)

Sonra ne mi oldu kapandı o güzelim sinemalar..

1977 de ayrıldım oradan..

Hayallerimi alarak gittim gurbete..

Ne zaman bir şarkı duysam,Neşe Karaböcek..

Gönül akkor..

Gönül yazar…

hah “yazlık sinema şimdi dağıldı” dediğim, müzik kulağımda kaldı..

Hepsi bu..

ayseysen 2018

Haberci rüyalar 21

Haberci rüyalar 21

Yine bir gece rüyamda, bir tepedeyim.

Uzaktan kapkara bir bulut gibi bir şey, üzerimize doğru geliyor ..

NEDİR BU?, bulut da değil sanki…bütün göğü kaplamış simsiyah..

Şaşkın bakınırken 35 yaşlarında sarısın biri geliyor yanıma..

Elinde bir sarı , bir yeşil tülbent var.

“Bunlardan birini kendi ağzına burnuna, diğerini benim ağzıma burnuma bağla, bu gelen arılar ağzımızdan burnumuzdan girmesinler diyor..

ARI SÜRÜSÜYMÜŞ GELEN..

Şaşkınım ama denileni yapıyorum..

Yokuş aşağıya sanki bir kızak gibi bir aygıta biniyoruz..

Panikle dediğini yapıyorum.

Ağızlarımızı burnumuzu kapatıyoruz..

Hızla aşağıya doğru kayıyoruz..

O kullanıyor ben arkadayım.

Aşağıda herkes bir yerlere kaçışıyorlar..

Özellikle askerler çok var..

Aşağıya indiğimizde hemen koşup, bir ağacın altına yere yatıyoruz yüzükoyun..

Bir yandan da hışırtıyı duyuyorum..

Korkuyoruz ama sükunetle bekliyoruz..

Ağaçların üst kısmını kemirgenler gibi yok ediyorlar.

Gittiklerini anlıyoruz ayağa kalkıyoruz..

Orada burada yaşlı insanlara yardım ediyorum..

Hiç savaş görmesem de filmlerdeki savaş sahnesi sanki..her taraf tarumar olmuş..

Bir ara o tepeden beni alıp kurtaran burada milletin kurtulması için yardım eden kişiyi arıyorum..elimdeki yeşil tülbenti vereyim ..

Hem teşekkür edeyim diye.

A elinde sarı tülbentli biri var ama bu sefer yaşlı bir kadın bir kadın olmuş..

Sizin sayenizde kurtulduk teşekkür ederiz diyorum..

BEN ASKERKEN DE SİZE YARDIM ETTİM diyor..

Aaaaaaa

ATATÜRK    DİYORUM…

uyanıyorum…

Bundan 2 yıl sonra falan olsa gerek …

15 temmuz kalkışması oldu..

YARARLI SANILAN İNSANLAR, MECLİSİ BOMBALADILAR..

Arılar da yararlı hayvanlardır bildiğimiz gibi…

Sonrasında çok düşündüm bu rüyayı..

Ülkenin yarısı uykudaydı..

SANIRIM UYANDIK..ayseysen 2018

Hayattan anlar 8

Çocukluğumun en güzel hatıraları…
Alaşehir’de Sarısu mahallesinde Hüsnü Özay ilk okulunun sokağındaydı evimiz..

Üst caddede ise hastane vardı..

Ahmet amcamız; dondurma satardı,kahvenin hemen yanında.


Dondurmalar bitince de bisikletleri çıkarırdı sokağa..

Üç tekerlekli..biz harçlığımızdan bir yirmibeş kuruş arttırdık mı..oraya koşardık..okul çıkışında..hava güzel..

Şimdiki gibi her çocuğun bisikleti olmazdı..olsa da, biz babamıza” bana da bisiklet al “diyemezdik..parası yoksa üzülmesin diye..


Bisiklete binmenin kuralı ise..
Hastanenin kapısına kadar gidip gelmek idi..

Bir tur 25 kuruş hesabıyla..
Parayı bulduk mu.:) doğru oraya..
Bisikletle hastanenin kapısına kadar giderdim ama yetmezdi..
Bazen de öbür köşeye kadar uzatırdım mesafeyi..
İçimde sınırı aşmanın verdiği zevkle.!.
Biraz da suçlanırken kendi kendime..
Sonuçta parasını vermiştim ..

Az ileri gitsem ne olurdu kı?..
Ahmet amcanın eşi Leman teyzemiz, geceleri dondurmayı hazırlar, ertesi gün için..bu yüzden pek bir yere gidemezdi..

İşi çok ama sevgisi de çoktu çocuklara karşı..
Annemler sinemaya giderken, devamlı evde olduğundan, geceleri ona bırakırlardı bizi..
Masal anlatırdı bize..

Sadece yaramazlık yapmamaktı sınır..
Annemler dönene kadar..

Aman Allah’ım, ne devler vardı o masallarda…
Ne padişahlar..

Ne keloğlanlar..prenseslerin kaderi sonrasında,gökten düşen bir elmayı nasılda bölüşürdük sonunda..
Büyüdük sonraları…

İşimiz, eşimiz oldu..

Gurbetlere düştük..
Yüreğimde bir sevgiyle hatırladım onları..
Sonra bir gün Ahmet amca öldü dediler…:(


Hatırladım o zaman bisikletle yaptığım ufak kaçamağı…
Kul hakkını mı almıştım acaba?..elli metre öteye geçerek..)
Gittim anlattım Leman teyzeye..böyleyken böyle yapardım..dedim..
Yavrum zaten sınır hastanenin öbür kapısıydı dedi..
Boşuna üzülmüşsün!..
AHMET AMCAN BİR ŞEY DEMEZDİ ZATEN.
Kendimi bulma yolunda, ne zaman bir sınırı aşmaya kalksam, aynı suçluluk duygusuyla, hemen geri çekilişim, bundanmış demek..))


Meğer hastanenin bir de morg çıkışı varmış…


Annem öldüğünde gördüm orayı..

ayseysen 2018

Leman Mescioğlu ve Zehra Mesçioğlu Doğan a ithaf ediyorum..

Hayattan anlar 7

2004 yılı olsa gerek Ankara’da lojmandayız..

Bir gün ev işleriyle meşgulüm.

Mutfakta çalışıyorum.

Bulaşıkları koyayım diye bulaşık makinasını açtığımda, pis suyun makinenin içine dolduğunu gördüm.

Ne oluyor demeye kalmadan ,lavabodan da sular taşmaya başladı.

İlk şoku atlattıktan sonra kapıya koştum apartmanın üst katından sesler geliyordu belli ki bir şeyler olmuştu.

Yukarı kata doğru koştum.

Bizim iki kat üstümüzdeki dairede ustalar çalışıyorlar.

Aynı zamanda karşı dairenin de kapısı açık olarak, bir oraya, bir bu daireye koşup açıldı mı diye birbirlerine soruyorlar.

Komşuya ne oldu diye sordum” mutfak lavabosu tıkanmış pis sular eve yayıldı” diye şaşkın ama biraz da kızgın söyleniyordu.

Evet bizden de çıkıyor dedim.

Yapacak bir şey yok.

Geçmiş olsun, deyip aşağıya doğru inerken de kim bilir kim çöp attı lavoboya, yoksa niye tıkansın” diye söyleniyorum.

Mutfağa girdiğimde ise sular artık yerlerdeydi.

Nasıl pis bir koku yayılmış her yere ,anlatılır gibi değil.

Bu manzara iyice perişan etti beni .

Sorumlusunu bulsam oracıkta parçalayacağım.

Bir yandan pis suları temizlemeye çalışıyorum, bir yandan da” eli kırılsın kim çöp döktüyse” diye söyleniyorum.

İçimdeki ses” sakın kötü bir beddua etme çöpü sizden biri atıyor” diyor.

Bu nasıl olur ?

Mutfakta benden başka .:) kimse mecbur kalmadıkça! iş de yapmaz.!

Bir yandan da” artık bu makinaya bulaşık da konmaz, ne yapacağım” diyorum.

Borular vakumla açıldı, neyse ortalık temizlendi ama ben ve üst kat komşular perişan olmuşlar tabii.

Akşam oldu yemek vakti .

Herkes sofrada .

“Küçük kızım İstanbul’dan üniversiteden, kısa süreliğine eve gelmişti.

Bizler akşam yemeğinde dolu dolu o gün olanları anlatır, günün muhasebesini yaparız.

Bugün olanları konuşuyoruz.

Ben komşularla benim yaşadığımız sıkıntılı anları anlatıyorum.

Sonra da, “.Aslında bizim evde mutfak lavobosuna çöp döken de yoktur” derken birden, kızımla göz göze geliyoruz.

Son günlerde bana jest olsun diye ,erkenden kalkıp çay demlediği geliyor aklıma.,

Dicle’ciğim lavaboya bir  şey dökmüyorsun değil mi diye ?….

Sormayı düşünürken.

“Vallahi çayın tortusunu ben döküyorum” demez mi!

“Sakın beddua etme, evden birisi yaptı!” sözü aklıma geliyor.

Koruyucu meleğim beni uyardı da, bedduam sadece “eli kırılsın dan “sonra tövbeye dönüştü.

Ne mi oldu, o komşunun yüzüne bir daha bakamadım, biz yurt dışına gittik.

Oda tayin olup taşınmış.

Ya diğer komşularım.

Çok utandım doğrusu.

“Aman dersleri var, her işi ben yaparım, kızlar derslerine çalışsınlar “derken!….

Bir evde yaşamanın,mutfağın kuralları atlanmış! ne yapalım .:)

Eğitmek için öğretmek gerek.

Demek öğretememişim.:)

Bencil bir toplumun fertleri olarak yetiştiriyoruz çocuklarımızı.

Şimdi git yukarıdaki komşudan özür dile, diye çok yalvardım ama bir türlü gönderemedim bizim kızı.

“Ne yani gidip suçu üstüme mi alayım”.

Ya başkası da döktüyse, tek suçlu ben miyim” diye savundu kendini.

Benim biraz düşünmem lazım izninizle.!…

ayseysen2003

HALA DÜŞÜNMEKTEYİM.:) 2018

ayseysen 2018

Hayattan anlar 6

Hayattan anlar..6

Günlük işler biz ev hanımlarını bütün bir gün meşgul ederler, çoğu zaman da ev halkı bütün bu işlerin kendiliğinden olduğunu sanırlar.

Ya da davranışlarından biz öyle sanırız.

Ben bankadaki şeflik görevinden ayrıldıktan sonra, bir 10 yılı o kadar hızlı tükettim ki, ancak hasta olduğumda geri dönüp bakabildim.

O da kendiliğimden değil.

Şeker başlamıştı ama ben bir türlü insülün yapmak istemiyordum.

Bunda eşimin ve çevrenin de etkisi vardı ama, sorun benim hastalığı kabul etmemle ilgiliydi sanıyorum.Derken KIBRIS a tayınımız çıktı..

Kıbrıs’ta benimle meşgul olan iki dahiliye doktoru,beni razı edemeyince, bir psikologla konuşmamın uygun olacağını söylediler.

Bu üç doktorun benim için yaptıklarına minnettarım.

Ahmet bey sessiz ama bilgili,

Mehmet bayraktar ise hem bilgili, hem de vokal anesteziyi iyi bilen bir doktordu.(Vokal anesteziyi ben uydurdum konuşarak hastayla diyalog kurduğu için)

Psikologla görüşüp beni ona gönderdiler.

Dün gibi söylediği her söz hatırımda .

Bana hayata dair, yaşantıma dair, bir çok soru yöneltti.

Git bunları düşün öyle gel dedi .

Mesela sorulardan biri

“bu güne kadar kendin için ne yaptın” idi.:)

Kısa ve net bir soru.

Düşündüm…

Hiçbir şey!…

Bu kadar mı yani?…

Liseden mezun oldum” terör var üniversitede, en iyisi bankaya sokalım seni ,orada çalışır hayatını kazanırsın, hem de aile bütçesine yardımın olur” dediler, hele bu son söylenen, bende bana ihtiyaç var düşüncesi geliştirdi.

Bankada çalışırken bayağı başarılı oldum, kısa zamanda şeflik kursu, derken şef yardımcılığı elde ettim.

Sonra evlen dediler evlendim.

Çocuğun olsun dediler.

O da oldu.

Çocuğun bakımını halası yapacaktı, son anda fikir değişince ortada kaldım..

Çocuğun bakılması problem oldu.

O zamanlar ne kreşler bu kadar yaygın, ne de bakıcı kadın bulmak kolay.

Eşim şarka tayin oldu, oralarda bizim bankanın şubesi yok.

Ama öncelikli olarak çocuğa bakacak biri yok.

İşten ayrılmak zorunda kaldım .

Çocuğum için, eşim için.

Geride bırakılan kariyer.

Bunları hiç düşünmeden geçen onca yıl.

İki çocuk bakımı bana ait ve yalnız.

Çünkü babamız hep uzaklarda hep görevde.

Aileden yardım alamıyoruz.

Uzak diyorlar, gelemeyiz diyorlar.!…

Bir süre sonra zaten yardım da istemiyorsunuz.

Düşünün yüksek tahsil, kariyer, hedefler birer birer yok olmuş.

Tabii doktor sormasa o gaile ile devam edeceğim ama sordu bir kere.

“Egonu yok sayarak kendini bitirmişsin, hiç değilse bundan sonra bir şeyler yap!”

Epey düşündüm; birkaç gün sonra artık karar vermiştim.

İnsülüne başlayacak, biraz da kendim için bir şeyler yapacaktım.

Kısa bir zaman sonra Ankara’ya geldik ve ben Gülhane’ye gidip insülüne başlayacağım dediğimde, ilk defa bir hasta kendisi talep ediyor, diye pek sevindi Endokrin’deki doktorlar.

Halbuki o kararı verene kadar herkesle , tanrıyla, kendimle, ne kadar kavga ettim. Neden ben diye!…

Aradan geçen iki yıl ve o doktorların çabalarını unutamam.

İşte bu yüzden ben doktorlara tanrının elleri diyorum.

İyi de bütün bunları bize niye anlatıyorsun diyorsunuz her halde.

Belki benim gibi olanlarınız vardır.

Sabahleyin uyandığınızda “bugün ben kendim için ne yapabilirim” dediğinizde kendinizi önemsemeye başladınız demektir.

Bu iyi bir başlangıç.

Unutmayın bu 24 saat hiç dokunulmadı.

Siz nasıl yaşamak isterseniz öyle geçecek.

Ve geri dönüşü yok.

Böyle başladı 1989 eylülü tam 29 yıldır,güne merhaba ile başlıyorum.

Doğan gün bana ve aileme güzel şeyler getirsin diyorum.

Şeker başladığında 2 yıl direndim ya, işte o zaman ufak tefek unutkanlıklarım da başlamıştı.

Yüksek şekerle yükselen keton maddeleri beyinde harcanmaya başlayınca, kötü şeyler oluyor.

Hem size hem de ailenize.

Sizin sinirleriniz bozulunca,, ailedeki herkes etkileniyor

Çocuklar bir gün bana” bizim yüzümüzden mi hasta oldun” diye sormuşlardı.

”Biz seni çok üzdük ondan mı?” demişti kızım.

“Hiç olur mu” dedim o günden sonra geriye dönüp hatıralarımızı konuşmaya adet edindik.

Falan zamanda ne olmuştu ?onlar ne hissetmişlerdi?

Çok da işe yaradı o sıkıntılı dönemde yaşadıklarımızı konuştukça , birbirimizi daha iyi tanıdık yaraları hemen sardık.

Ben unutkanlığımı atmak istiyordum.

O dönemde bana kuran öğreten emekli Türkçe Öğretmeni AKİFE arkadaşıma minnettarım.

”Başlayalım belki hafızanın gelişmesi için yeni bir şey öğrenmek iyi olur” dedi.

“Ya yapamazsam herkes öğrenemedi demez mi?” Dedim.

“Önceleri kimseye bir şey söylemeyiz ailene bile!… çocukları okula gönderince her gün bir saat çalışırız”dedi .

Bu arada tekrar kitap okumaya da başlamıştım.

Yeni çıkan yayınlar kişisel gelişim kitapları..

Kutsal kitabı da Türkçe anlamından sular seller gibi biliyordum..

Arapçadan okumak beynimi çalıştıracaktı..

Önceleri biraz zor oldu, ama bir haftada alfabeyi bitirince bana güven geldi.

Üç ay sonra kutsal kitabı sökmüştüm.

Ardından üniversite sınavına girdim.

Açık öğretim iktisat bölümünü kazandım.

Öğrenim süresi biraz uzun sürse de .:)

Eskişehir üniversitesi iktisat fakültesini bitirmeyi başardım.:)

Daha sonra bir çok yardım derneklerinde çalıştım.

Mehmetçik vakfı, depremde yardım çalışmaları

,

AÇEV de gönüllü öğretmenlik.

Hele bu sonuncusu inanılmaz bir görevdi.

18 tane okuma yazma bilmeyen kadın.

Kurs bittiğinde sular seller gibi okumadılar belki ama, en azından alışverişe çıktılar.

Evdeki haklarını öğrendiler.

Kadın olduklarının farkına vardılar.

Telefon edip konuşmayı öğrendiler.

Hala beni arıyorlar, önemli günlerde.

Üretmek ama ben istediğim için üretmek çok ama çok güzel bir şey.

Bu hikayede haberci görüntü yoktu fark ettiyseniz.

Bu gerçek görüntüydü.

Şimdiyi yaşamayı öğrendiğim günden beri ben huzurluyum.,

Çevrem huzurlu.

KENDİM İÇİN BİR ŞEYLER YAPMAYA BAŞLAYINCA SİHİR DE BAŞLADI..

Unutmayın dostlar, bugün size verilmiş açık bir çek, siz onu nasıl doldurursanız öyle harcanacak.

Geçmişte yaşanan güzel günleri yedeğinize alın, yola öyle devam edin.

Geçmişteki kötü anları yaşayıp durursanız, bugünü de berbat edersiniz.

Zihinsel geviş getirmeyi bırakın..

Bu gün sizi bekliyor..

Yarın için endişelenmeyin..

O nasılsa gelir..

Bu gün iyi olursa gelecek de güzel olur

SIRRIMI DA SÖYLİYEYİM NE KADAR HAYATA DOKUNURDSANIZ O KADAR GERİ BİLDİRİM GELİYOR..

O KİŞİLERDEN DEĞİL…7

O BİR OLANDAN…

ayseysen2018..

Haberci görüntüler 6

Haberci görüntüler 6

Eşimle benim evlilik yıl dönümümüz 28 ekim. ANKARA’DAYIZ

NİYE 28 EKİM Mİ?

Eşimin hayatında 8 rakamı çok vardır, benim ise 7, bu sayılar hep karşımıza çıkar.

Evlenirken düğün salonu ayarlamaya gittiğimizde, Cuma gecesi daha ucuz! olduğunu öğrenmiş ve o güne karar kılmıştık.

TESADÜF SANDIM UZUN YILLAR AMA 8 PEŞİMİZİ HİÇ BIRAKMADI..

Hatta ertesi gün yine bankadan bir başka arkadaşımın düğünü olmuştu.

Benim özel günler konusunda öyle art niyetim yoktur.

Herkesin özel günlerini hatırlarım.

Herkesin de benim özel günlerimi hatırlamasına da pek sevinirim.

Ama onlara bir şekilde önceden haber veririm.

Nasıl mı ?

Kimseye tuzak kurmadan kısa yoldan hatırlatmak varken.:)

“Doğum günüm de yaklaşıyor bakalım bu yıl beni nasıl sevindireceksiniz.”?

“Evlilik yıl dönümünde şuraya gidelim mi” gibi.

Anlayacağınız” filan yıl dönümü unuttun” deyip , sevdiğim insanlara eziyet etmem.

Bilirim seven insan unutmak istemez.

Ama hayat şartlarının bu kadar ağırlaşması dikkatleri fazla dağıtıyor.

Bayram günü tanıdık tanımadık herkese ben mesaj çeker, beni aramadılar diye oturup insanlara kızmak yerine, onları ben hatırlarım..

Sitem ederken insanların mahcup olacağını düşünüp, ben onlardan beklediğimi önce yapmaya çalışırım.

Başkalarından bir şey beklemeden yaşamayı, öğrendiğimden beri.

Ufak tefek bana yapılan sürprizler, bana olağanüstü gelmeye başladı.

Beni bu konuda tanıyan eşim de asla önemli günleri unutmaz.:)

unutamaz zaten.:)

Deneyin, inanın çok işe yarıyor.:)

Mutlu olma sırlarını gördükten sonra haberci görüntülere geçebiliriz.:)

İşte böyle bir evlenme yıl dönümünde, eşim sürprizle beni dışarıda yemeğe çıkardı.:)nasıl sürprizse artık.:)

Mutlu mesut güle oynaya yemeğimizi yerken;

Yemeğin sonuna doğru.

İdrar yollarımda müthiş bir sancı hissetmeye başladım.

Aman ne oluyor! demeye kalmadı;

Ablamı görüyorum.

Sanki gözümün önünde bir tv var ve ben seyrediyorum..

Hastaneye götürüyorlar.

Acilde bir karışıklık var ,sadece ablamla benim aynı ağrıyı çektiğimizi hissediyorum.

Eşime “ablama bir şey oldu, hastaneye gitmemiz gerekecek” dedim.!

“Nasıl yani ta ALAŞEHİR’E Mİ GİDECEZ” DEDİ..gülerek..

“Hayatım saçmalama tuvalete gidersin geçer.”dedi.:)

“Nereden çıkarıyorsun bunları, anlayabilmiş değilim” deyip, hoş fıkralarla beni güldürmeye çalışıyor.

Birazdan telefonumuz çaldı .

Ankara’ da olan Yeğenim,” annem bugün bize sürpriz yaptı geldi, size haber veremedik, şimdi çok rahatsızlandı , hastanedeyiz” diyor..

Zavallı eşim şaşkın “kalk gidiyoruz haklıymışsın”gibi bir şeyler geveledi ağzında.

Yarım saat sonra acildeydik.

Bu arada benim sancı da geçmişti.

Ablamın başında bunları anlatırken, bir yandan da düşünüyorum:

İkiz olsak, haydi anlarım;

Bu olayı anlatacak bir çözüm şekli, henüz bulamadım.

Küçük ablamla oluyor bu tür şeyler diğer ablamla olmuyor.

Sadece iki yaş var aramızda .

Biz dört kardeşiz hiç birimiz diğerine benzemez..

Fiziksel olarak ve huy olarak da hiç ama hiç benzemeyiz..

Neyse kısa sürede üriner enfeksiyon teşhisi konuldu, aldık eve götürdük.

Gençler” teyze uçtun sen” deyip

Bütün gece dalga geçtiler.

Genetikse bu hisler ,gelecekte neler olur bilemiyorum.

Allah onlara uzun sağlıklı hayatlar versin ,ben de onlarla dalga geçeyim…

ayseysen 2018

Hayattan anlar 5

Hayattan anlar 5

İnsan hayatında bazen hiç hesapta olmayan olaylar olabiliyor.

Bazen haksızlıklara da uğrarsınız.

İnsanlara kendinizi tam olarak anlatamazsınız.

Bu kadar olumsuzluğun içinde insanlar sizin iyi niyetinizi anlayamazlar.

Bu kadar iyi niyet olmaz, vardır altında bir çapanoğlu diye, size kuşkuyla bakarlar.

Eğer bu yönünüzü iyi biliyorsanız, insanların bu şekilde düşünmesini hoş görürsünüz.

Bir yerde okumuştum.

Adamın biri Allaha” her şeyin iyi hoş da, tarımdan anlamıyorsun “demiş.

Bu sene ben ürünü alıncaya kadar yağmur yağdırma, rüzgar olmasın. Zararlı haşeratı da tarlamdan uzak tut, bak sen bu felaketleri verdikçe benim ürünüm iyi olmuyor demiş.

Allah da” tamam bu yıl senin tarlanın üzerine yağmur yağış yok, rüzgar fırtına, haşerat salgını yok, ben karışmıyorum” demiş.

Aradan zaman geçmiş çiftçi ürününü ekmiş tarladaki buğday büyümüş. Çiftçi halinden memnun ürünü hasat etmeye gelmiş.

Fakat o ne!

Başakların içinde buğday tanesi yok denecek kadar az.!….

Niye böyle oldu diye düşünürken Allahtan nida gelmiş.

E sen aşılayıcı rüzgarı ,yağmuru haşeratı istemedin.Öyle olunca da sonuç böyle oldu demiş. Hikaye bu ya , insan hayatı da böyle.

Olumsuzluklar yaşanmadan güzel günleri değerlendirmek zor oluyor.

Her şeye ve her türlü insana ihtiyacımız var.

Bazen kötü insanların bize yaşattığı duygular bizi daha hızlı olgunlaştırabilir.

Bize güzel duyguları yaşatan insanlar kadar ,kötü olaylar tecrübe ettirenlere de teşekkür borçluyuz.

Olumsuzluğu yaşatmak göreviyle bu dünyaya gelenler sadece görevlerini yapıyorlar.

Yoksa Allah şeytanı yaratmazdı.

Çirkin olmasa, kime güzel diyeceğiz?

Acı olmazsa, tatlıyı nereden bileceğiz?

Fakirliği görmesek, zengin kime diyeceğiz?

Nefreti tanımadan, aşkı anlayabilir miyiz?

Karanlığı görmeden, sabahın olduğunu nasıl anlarız.?

Zararı görmesek, faydayı nasıl bileceğiz?

Zulmü görmesek, adaleti nasıl bileceğiz?

Sıkıntıyı görmeden, huzurun kıymetini nasıl anlarız?

Korkuyu yaşamadan , güven oluşur mu?

Soğuğu tanımadan, sıcağı nereden bileceğiz?

Şeytanı tanımadan, meleği anlamak mümkün mü?

Varlığı görmeden, yokluk nasıl anlaşılır?

Hastalığı yaşamadan, sağlığının kıymetini hiç bilememiş ben, bunları yine hastalığım sayesinde öğrendim.

Hayatımdaki bu olumsuzluk .

Bana bir okul gibi çok şey öğretti .

Bu yüzden hastalığımı sevdim.

Onu kabul ettim.

Hayatıma hoşluk getiren bir şey oldu.

Her şey için teşekkürler.

ayseysen2018

Haberci görüntüler 5

Haberci görüntüler 5
Bu satırları okurken bazılarınız bu kadın kafayı yemiş diyeceksiniz belki.:)
Size şu kadarını söyleyeyim, haksız da değilsiniz.
Sizin yerinize ben olsam , ben de öyle düşünürdüm her halde.
Ama gerçek olan bir şey var, ben bunları görerek , bu yaşa geldim.
Bunca yıldır, yerli yabancı takip ettiğim bir çok yayında, benim gibi insanların dünyanın her yanında yaşadığını okudum.
Ülkemizde yaşayanların ise gizlendiklerini düşünmeye başladım.
Bu yüzden bu deneyimleri anlatıp, diğer insanları bu konuda yalnız olmadıklarını göstermek en büyük arzumdu.

İnşallah yalnız olmadığımı görürüm.
Ben bu yaşadıklarımı uyarı olarak görüp, olumlu yolda kullandım.
Amacım, insanları içindeki koruyucu meleklerine kulak vermelerini sağlamak. İnşallah başarılı olabilirim.
Bu defa 1997 yılındayız..
Büyük kızım üniversiteye yeni başlamış.

Aylardan ramazan, “bizim evin irticası benim”, ama bizimkiler ramazan ayı geldiğinde oruç tutarlar.
O gün iftar yaklaşırken yemekleri hazırladım, pencerenin önünde trafiği seyrediyorum.
Akşam trafiğinde, insanların koşuşturması, bana hep ilginç gelmiştir.

Uzaktan öylesine bakarken, birden gözümün önünde bir görüntü peydahlandı.
Büyük kızım, karşıdan karşıya geçerken, bir araba ona çarpıyor.
Çevredekiler ;
“Hemen hastaneye götürelim” falan diyorlar.
Birden görüntü kayboldu, ayağa fırlamışım.!

Hemen dua etmeye başladım.

Allah’ım bu nedir ?

Bir saat geçmeden kızım geldi.

Sapsarı olmuştu.

Neler olduğunu bilemezsin.

”Yaya geçidinde bir araba, kırmızı ışıkta durmadı, bana yan taraftan vurdu” dedi. Perişan bir şekilde…

Adam önce hastaneye götürmek üzere onu arabasına almış.
Bizimki onunla hastaneye gitmemiş.
Oruç olduğundan.
Evin yakınlarında inmiş..
Hemen eve gelmek istedim”. Diyor.
Ona gördüğüm görüntüyü anlattım.

Çok şaşırdı ama giderek onlar da alışmaya başladılar.

“Dizimde oluşan morluk dışında pek bir şeyim yok” diyordu.

Tabii öyle bırakmadık, hastaneye götürdük bir sürü film çekildi .

Kırmızı ışıkta durmayan bu magandanın ,devlete ve bize verdiği cezanın karşılığını ödemesi için, tabii şikayetimizi yaptık.

Bu olayın az bir zararla atlatılması ,bizi sevindirdi.
Bu gizemli günün ardından ise, bize kalan, o haberci görüntüler oldu.
Acaba bu görüntüleri o anda dua etmem için mi gösteriyordu?
Yüce ALLAH … bilmiyorum.
ayseysen2018

Haberci görüntüler 4

Haberci görüntüler 4

 

Yılı tam hatırlamıyorum .1992 olabilir..

Kadın doğumdan randevu aldım, bazı şikayetlerim var.

Randevu bir hafta sonraya verildi.

Arkadaşım O…, o gün geldiğinde, camdan bizim eve bakmış.

Bizim perdeler hiç açılmayınca,

Beni merak edip, evdeki temizliğini de kadına bırakmış, bizim kapıya geldi.

“Ne oldu sen bugün hastaneye gidecektin”?.diye merakla sordu.

Randevu öğlen 14.00 te ama karar verdim gitmeyeceğim.Rahimden parça alınacak.

Ya kötü bir şey çıkarsa ? vazgeçtim!. Dedim.

“Hayır olmaz işte bu yüzden gitmelisin ya” diye attı beni yeni kullandığı arabasına, bir solukta , Gülhane’deyiz.

Onun başı sıkıştığında, her zaman onu zorlarım.

Yapacak bir şey yok.

O da bana aynı şeyi yapıyor.

Zorlamasa gitmeyecem korkudan.:)

Randevu saatinde genç bir doktor geldi .

Fakat hemşire yok.

Hemşire olmadan kadın doğumda muayene olmak istemiyorum, durumu belirttim.

Doktor;

Hemşire görevde, zaten beş dakikalık bir iş, korkmayın dedi .

Ben de arkadaşım yanımda, hiç olmazsa o gelsin.

Derken, hemşireye bakmaya giden doktor yanında 6 öğrencisiyle çıkıp gelmez mi.

Ben muayene masasındayım.

Zaten çok utanıyorum.

Hemşire dememe kalmadı..7 kişi oldular. Ben ağlıyorum için için.

Parça alınırken, benimle dalga da geçiyorlar.

“Hastanın gözüne güneş gelmiş ondan gözleri ıslak” falan diye.

Orada tam 45 dakika o vaziyette kaldım.

Alınan parça yere düştü deyip, bir daha falan alındı. (daha sonra doktor olan komşum “buna hakkı yoktu keşke şikayet etseydin” dedi ama o kadar iyiliğini gördüğüm Gülhane’ye bunu yapamadım.)

( YIL 2016 DA, FETÖ CÜ HAİNLERİN BU DOKTORLARI NASIL YETİŞTİRDİKLERİNİ ANLADIK)

Ben korktukça benim muayene ders oldu çıktı…

Derken alı al, moru mor, dışarı çıktım.

Arkadaşım bu kadar uzayınca, ciddi bir şey var diye daha da telaşlanmış.

Arabaya bindik.

Ben ha bire ona teşekkür ediyorum, beni götürdüğü için .

O…; şimdi sana dua edeceğim,

En çok ne istersin? dedim.

Bir yandan kontak anahtarını çevirirken ,bir yandan da “ anahtarlar kayıp ,evdeki herkesin anahtarı kayboldu.Ona dua et! anahtarları bulalım..

Bu gün de benim ki yok, dua et de kadın gitmemiş olsun .

Yoksa ailecek kapıdayız” dedi.

E önce anahtarın bulunmasından başlayıp, istediği şekilde duamı da ettim.:)

Biraz da dalgasına söylüyor ,

oldukça gerçekci biridir,

asla böyle şeylere inanmaz.

Kızım kocan kurmay, paşalık dilersin belki! dedim.

“Paşalığı boş ver, daimi göreve gidip gelelim, paşalık olmasa da olur” dedi.

Neyse onun duyacağı şekilde, ben duamı ettim.

Eve geldik..

arabadan inerken aa anahtarı buldum dedi gülerek..

Ceketin cebi delinince, iç astara düşmüş anahtar.

O evine girdi.

Ben evime geçtim.

Neyse ben doğru mutfağa girdim.

Çocuklar geldi okuldan o gece öyle geçti.

Sabah erkenden arkadaşım kapımdaydı.

Gözleri fal taşı gibi açık .

İnanmayacaksın, bütün anahtarlar bulundu.

Nasıl? Dedim. Anlattı.

“.Eve girdiğimde, evde kimse yoktu. Kadın gitmiş.

Temizliği kontrol ederken, büyük oğlanın yatağının üstünde ,bir anahtar buldum. ,

Temizliğe gelen kadına telefon ettim diyor…

Ben anahtar falan görmedim” demiş..kadıncağız.

Derken oğlu okuldan gelmiş, bak anne; anahtarı buldum .diye sevinç içinde!

Arkasından eşi, o da iş yerinde unutmuşum anahtarı ,buldum! diye.

Yani toplam 4 anahtar oldu.!!!

E, ne güzel sevinmişsiniz işte dedim.

“Ama bir durum var” dedi”bizim evde yaklaşık 3 yıldır hiç 4ncü anahtar olmadı ki”.

Çok şaşırmıştım.

Kaldı ki anahtarları yan yana koyunca, sadece biri çok yeniydi.

O yatağın üstünde bulunan anahtar!…..

Bu nasıl olmuştu.?.

YEPYENİ ANAHTAR NEREDEN GELMİŞTİ..

Darda kalınca edilen duanın, bu kadar çabuk gerçekleşmesi ne güzeldi.

Bu arkadaşımın eşi sonra yurt dışına gitti.

3 yıl Brüksel’de yaşadılar.

Aradan zaman geçip terfileri olmayınca da ;biraz bozuldular…

“ Ben de ;hatırlarsan ,10 yıl önce yurt dışı yeter demiştin.

Buna da memnun olmalısın canım kardeşim” dedim..

Darda kalan insanın duası kabul olur derler ya aynen öyle..

Şimdi uzaklardayız onunla..

özlüyorum onu..

Çocuklar büyüdü..

Bana ihtiyacı kalmadı..Hayat yolunu başkalarıyla yürüyorlar..

Ayrı şehirlerde hayatımızı devam ettiriyoruz..

Tekrar görüştüğümüzde ise noktayı virgüle çevirip, devam ediyoruz sevmeye..

Ama bazen bu olaydan sonra benden korktu mu? diye düşünüp gülüyorum.:)

Hayatımda bana dirsek temasında olan herkese selam olsun..

Güzel imtihan sorularıydılar…:)

ayseysen 2018 ayseerbay

Haberci görüntüler 3

İç sesinizi hiç duydunuz mu?..

Sizi hep iyiliğe sevk eden,

Başınızı derde girmekten kurtaran, o sesi duyuyorsanız,

lütfen onu dinleyin.

İçinizdeki ses başınızı derde sokuyorsa ondan uzak durun.

O gün gelecek misafirden haberdar oluyorum, üstelik; bir de ikram hazırlıyorum .

İnsanlar şaşırıyorlar.

Hastaneye gideceksem,( bugün doktor yok! boşa gitme), ye kadar her şeyi biliyor.

Çok eğlenceli, bazen onu dinlemeyip gidiyorum…- evet doktor yok- geri geliyorum.

Ya da gezmeye gideceksem,” bugün canını sıkacaklar gitme” diyor.

Gidiyorum evet üzülüp geliyorum.

Bir misafir gelecekken, içimden bir ses geldiklerinde seni üzecekler diyor..”.Aynı söylediği gibi oluyor…

Artık kolayını buldum biri bana mı gelecek.

Hemen içimden “Allahım bu gelecek olan misafir, bizim için hayırlıysa gelsin, hayırsızsa bir şey engel olsun, gelemesin” diyorum.

Hiç başım ağrımıyor..)

Gerçekten bazen arayıp, iptal eden oluyor.

O zaman kızlar “anne!… yine dua mı ettin” diyorlar.

Gerçekten çok eğlenceli bir iş.

Yalnız bana düşen bu arada hep olumlu şeyler düşünmek.

Kimse için kötü şeyler düşünmemek.

Dedikodu yapmamak,

kötü sözden uzak durmak.

Neyse ;

Çevrenize mutluluk verdikçe, koruyucu melek size hep güzel haberler getirir.

Bir deneyin.

İnsan hep böyle lay lay lom yaşamıyor tabii…Eğer bir kaza görüyorsam..

bolca okuyorum..

Bu bazen iç ses, bazen de yakın dostlar ..

bazen hiç tanımadığınız kişilerce de size gelebilir..

sihir farkına varmakta.:)..

demedi demeyin ha.:)

ayseysen2018 ayseerbay

Hayattan anlar 4

Hayattan anlar 4

Yaşadığım evin kapısı önceleri tahtaydı..

Sonradan babam demir kapı yaptırdı.

Kocaman bir anahtarı vardı..

Öyle şimdiki gibi herkesde bir anahtar olmazdı..

Cep telefonu falan da yok..

Okuldan dönünce annem hep evde olurdu..

.

Çok sonraları biz büyüyünce çalışmaya başladığımızda , ise başka bir çözüm gelmişti..

Çok acil durumlarda annem uzağa bir yere gittiyse, o zaman kapı üzerindeki numaralığın arkasına konurdu anahtar…

Hani amerikan filmlerinde paspasın altında ya da çiçek saksısı altındaki anahtar buluşu .:) var ya.. Bizde de vardı yani..:)

Şafiye teyze ile Leman teyze…Yanaların Emine teyze…Hilmiye teyze…Hocanın Ayşe’si..olmazsa olmaz ille sokaktaki komşular..

“Anne hırsız görür “derdim…

Mahallede” kim ne yapsın bizim evi der “gülerlerdi..

İşten dönerken mahallenin başına gelince, kapı duvarsa ve anahtar da yoksa yerinde..,

O zaman sokağın başından içeri doğru biraz yürümem yeterdi..

Kahkahalar nereden gelirse, annem oradadır..

Şimdiki talk show ustaları halt etmişler..

Yaşadıkları acı tatlı özellikle kendilerini çok üzmüş olayları ,allayıp pullayıp bir anlatırlardı..

Fakirlikten ya da eşlerle ilişkilerden…

Yaşamdan ,çocuklardan ,konu bol…

Anlatmalar bitince ise ne varsa onunla

SHOW DEVAM EDERDİ…

Enstrümanların çatal kaşık tencere de olduğu zamanları biliyorum…

Gülmek için bu kadar çok sebeb bulabilen bu insanların yaşamları aslında kara mizahtı..

70 Lİ YILLARI ne zaman hatırlasam ,dudağımda bir gülümseme öylece kalıyorum..

Yeni turfanda bir meyve çıkmışsa..

Pazardan gelindiğinde..

O meyve sebze yenirken, ilk ısırıkta..ilk lokmada

İlle bir KAHKAHA atardı annem..

O meyveyi yerken atarsan kahkahayı.:)

O meyveyi , sebzeyi..yediğin her anda, mutlu olurmuşsun..

Ben de öyle yapardım hep..

Eşim çocuklar bu durumu bilirler, hep bir eğlence olurdu evimizde sofrada….

Şimdilerde artık turfanda sebze de yok, meyve de yok , hersey her an var..

Hatta kuruları bile..

HIMMMM

İNSANLARIN YÜZÜNÜN HEP ASIK OLMASI BUNDAN MI ACABA?..

ayseysen 2018

Hayattan anlar 3

Hayattan anlar

Ailenin 3 ncü kızıydım…

Anacığım fakirlikle uğraşırken , korunmanın arasında, bir anda 3ncü kız olarak gelivermişim dünyaya..
Oysa 2 yas ve 5 yas büyük iki ablam da varken..
Ailenin 3 ncü kızıysanız…
Beni anlarsınız..
Anacığım aslında “seni hiç istemedim, düşürmeye çalıştım..ama rabbim yazmış ömrün varmış dünyaya geldin ..
Sen dünyaya gelene kadar yoksulluk vardı evde…
Sen doğdun bir anda evimiz bereketlendi gelirimiz arttı..
Her şey daha iyi oldu..
Sonra seni cok sevdik” derdi..
İyi ki derdim içimden..
İyi ki böyle olmuş..
Ya hem istemeyip, hem kız olduğum için sonradan da sevmeseler di.?
Erkek değildim ama beklentinin bu olduğunu da hemen kavrayacak akla .:)
Sahiptim! çok şükür..
Erkek çocuğun yapacağı her şeyi yaparak;
hem kız, hem de erkek çocuk olmanın becerilerini sunarken .:)
onlara giderek bir” aferin delisi” durumuna düşmüşüm tabi..
Evin küçüğü iseniz, çoğu durumda güzellikler de yaşarsınız yani..
Mesela babamın sırtına binip gezmek..
Her türlü çocuk oyununu ablalarınızla oynamak..
Sonuçta “çocuğa bak “durumu onların görevidir..
Kiraz alındıysa;
Bir yandan yemeğe devam edip ,diğer yandan diğerlerinden mal kaçırma.:) çabasıyla Kulağına kirazları takan biri oluverirsiniz..
Anne baba” küçük” der göz yumar..
Yaramazlık yaptığınızda ; kıvrakça koşup, sokağa kaçmanın türlü yollarını bilirsiniz..
Sokak kapısından “anneciğim sinirin geçtiyse gelebilir miyim “diye sorar ,paçayı Kurtarmanın yollarını da evvel Allah! bilirsiniz.
Ya diğerleri “küçük “değil mi?
Gibi soruları büyüdüğünüzde sorduğunuzda ,vicdan azabı çekersiniz..
Sokakta oyun oynamanın dibine vurursunuz…
Tabi evin bütün getir götürleri size bakar..
Bazen kollarıma bakıyorum da, biraz uzun mu ne?..
Taşımaktandır.:)derim hep..
Ellerim şişmiş geçende..
Yılların ben yaparım! yorgunluğundan.:)
Lise sonlarda falandım..artık dünürcüler gelmeye başlamıştı..
Harçlığımı faytoncuya verip ,çarşıdan alınanları faytonla eve getirmeye alışkanlık etmiştim..
2.5 lira haftalığı ona verir bütün hafta tek kuruşsuz gezmeye.:)
Göze alarak..
Utanıyordum zahir.:)

Bir şey alınacaksa bakkaldan, çağrıldığında; arkadaşlarına “durun ben çıkıyorum”…biri yerime geçsin” der ayrılırsınız..
GÖREV GÖREVDİR..
Baba boks maçı seyreder…
Boks maçıı için, gecenin bir yarısı kalkıp,maç izlersiniz..
Serde babaya yalakalık etmenın türlü yolları! varken..
( Babaya yalakalık olsun diye) Muhammed Ali’nin maçlarını izlemiş biri olarak,BOKSDA “tuş” etmekten başka maç bilgimin hala olmamasına şaşarım..
Gece maçı izleyip, ertesi gün kritik de yapabildiğime hala şaşarım..
Bir bisiklet istemediğime hala yanarım..
Oysa evin her işi üzerimdeydi..
Ya parası yoksa?
Ya sen kızsın neyine gerek bisiklet derse?.
10 yaşımdaydım doğdu erkek kardeşim…
Saltanatımın bittiği andır..
Yılmadım; kısa zamanda erkek çocuğa hizmetin! beni daha yukarılara taşıyacağı “uzak görüşlüğüne” hemen vakıf oldum..
Sen küçük annesisin dediler.
EEE eee çocuk bakılacak..
Millet okul çıkışı parklarda gezer, ben evde çocuk bakarım ki;
Annem günlere gidip gezebilsin..
Görev görevdir..
Eve geldiğinde ” ablan seni doyurdu mu “diye soran anneme, hayır diye yalan söyleyip ağlayan erkek kardeşim ;
Yalan konusundaki kariyerini halen sürdürüyor…
EEEee ablalarıma ettiğimi çekmedim de değil yani…
Bir iş yapmaya kalksam, mesela el işi..
Yok sen yapamazsın! Der; elimden alıp harikasını yaparlardı…
Evlendim mesela;
İlk kızımda,
1979 yılı yer gök terör, benzin yok, yağ yok..her yerde karaborsa var..
Bizimkiler 3 bavul bebek giysisiyle Keşan yollarındalar..
Gece karanlıkta karaborsa benzin almaya yanaşıyor otobüs yolda, jandarma arama yapıyor..açın bavulları.. bir, iki ,üç bavullar açılıyor, bebek giysileri..açtıranlar şaşkın,” ne şanslı bebek bu” diyorlar..el fenerleriyle bavullar aranıyor..ne günlerdi…39 yıl olmuş…
Eee evin küçüğü olmanın faydaları annem yapar ablamlar yapar….

Tek zıbın almışlığım yoktur..
Hepsi annem ve ablalarımın el ürünleriyle toplamda ıkı kız büyüdü..ve
Geri kalan bütün yeğenler de giydi kalanları..o derece yani..
Yani diyeceğim o ki…
39 yıl önce bugün doğan kızım MERİÇ’im, sonra Dicle’m bana nasıl hediyeyse, ailem de öyle hediyeydi..…
Nurlarda uyusunlar..nereden nereye…..
Annem babam ve ablalarımın ERKEK çocuk yetiştirirken yaptıkları hataları görmezden gelerek tesekkürüm var bugun…selam olsun…
ayseysen2018

Haberci görüntüler 2

Haberci görüntüler 2

1991 evdeyiz.

Ekonomik kriz her yerde..

Kredi kartı yok..

Ekonomik kriz herkesi etkiledi..

Allaha şükür, hep bir kenarda az da olsa biraz paramız olurdu da ,o yıl biraz sıkıldım..

Evin ekonomik yönetimi benden sorulur..

Bu yüzden sorumluluk bende..

eşim yoğun mesaide zaten bu durumdan ona hiç bahsetmiyorum..

Biz öyle kimseden para da istemeyiz..

Ama nedense o yıl, bir türlü ayın son gününde elimizde para kalmıyor.

Dolapta yiyecekler var ama nakit ihtiyacı da başka bir şey.

Son gün, ertesi gün maaş alınacak ama aniden bir şey olsa, hiç para yok.

Maaşı alınca, önce faturaları ödeyip, sonra da dörde bölüyorum.

Her hafta bir zarf açıyorum.

Eğer bu hafta para artarsa, ekstra giderler için saklıyorum.

Bu arada açık öğretime başvurdum ,iktisat bölümünde de okuyorum.:)

Yani iktisatçı maliye bakanı görevde! ama o ay ipin ucu erken kaçtı.

Son günlerde çocukların okul ihtiyaçları yüzünden biraz bütçe delindi.

Tabi üzülüyorum.İşimi bırakmasaydım keşke diye..

Mutfakta zarfların bulunduğu rafa belli ki on kere baktım, boşalan zarfı aldığım için yeri bomboş.:(

Odaya gittim dua etmeye başladım.

Ey Allahım! diyorum sitemle; “ay sonunda bir elli lira bile bulunmasın mı benim yanımda? senin hazinende çok vardır, lütfen sıkıntımı gider ya rabbim.!”

Çocuklar okuldan geldiler.

Ben mutfakta çocuklara tost yapıyorum birden içimden bir ses ;

PARA RAFINA BİR DAHA BAK DİYOR.!

“Allah Allah kaç kere baktım yok işte” diye söyleniyorum.

Elimi rafa sürdüm o ne! yepyeni bir elli lira kağıt para!, üstelik üstünde hiç kırışıklık yok.

Yepyeni anlayacağınız

Evet sizi duydum ;:)

“Daha önce görmemişsindir “ diyorsunuz

.Sandalye üzerine bile çıkıp bakmıştım oysa.

Neyse eşim de sizin gibi dedi.

Ben o parayı eşimin kıyafetlerinden birinin cebine koydum.

Uğur parası olsun diye..

bir daha da dara düşmedim.

Ama eşim epey bir zaman” bu kadın kalpazan çıktı”! dedi durdu….

Benimle alay etmekten de hoşlanır oldular.:)

ayseysen2018 ayseerbay

.

Haberci görüntüler 1

HABERCİ GÖRÜNTÜLER 1

Buraya kadar sizlere hep haberci rüyalarımdan bahsettim.Ama bazen öyle anlar oluyor ki uyanığım ve yaşıyorum.

Nasıl mı? Bakın anlatayım.

Yıl 1992 bir akşam üzeri; Ankara’da, bir site içinde bir evde yaşıyoruz.

Ben mutfakta akşam için salata hazırlıyorum.

Birden zihnimde film gibi bir görüntü, büyük kızım bisikletten düşüyor düştüğü yerde çöpler var.

Daha on üç yaşında ve sanırım bisikletin arkasında 8 yaşındaki kardeşi var.

Birden irkiliyorum, çok korkuyorum ve hemen dua okuyorum içimden “Allahım sen koru onları” diyorum..

Beş on dakika sonra çocuklar geliyorlar, üstleri biraz kirlenmiş, ama çok korkmuşlar.

‘Anne bilemezsin ne oldu’ diye anlatıyorlar.

İki kardeş bisiklete binerken bir askeri araç aniden karşılarına çıkmış, durayım derken köşedeki çöpün üstüne düşmüşler!….

Evet ben de şaşırdım.

Yapacak bir şey yoktu.

Onlar banyoya, ben ise düşüncelere sarıldım.

Bu neydi?

Böyle bir önsezi nasıl oluşmuştu ?.

Anne olduğum için beyin hücrelerimiz ilk başlangıçta benzerdi, herhalde ondan dedim.

Hani balkondasınızdır da, içerde çocuk ağlıyordur, kimse duymaz, siz hissedersiniz ;öyle bir şey.

Annelerin hisleri bu konuda çok gelişmiştir.

Eşimle böyle bir teşhis koyduk bu olaya geçiştirdik.

Ayseysen 2018

Hayattan anlar 2

Elif ananız hasta size gelmek istiyor dediler,
gidip alıp geldik..
öyle bir karton kutudaydı eşyaları..
bize göre bir kaç nesne..ona göre hazine..
öylesine ölçüsüzce dikilivermiş..içine giydiği basma içlik.bolca çorap..
Ha birde; beş yıl önce ona Beypazarın’dan aldığım develi çantası …
Deve önemli, yörük kadını için.
Dile kolay, en küçük çocuğu ,” yeni doğmuşmuş”..en son göçtüklerinde..
“Daha 3 günlük bebeğiydi Hanife “diyor..
Nasıl yani..?
Siz üç günlük lohusayken..bebeğiniz kucağınızda..yollara mı düştünüz..?
Neden devenin birine binmediniz anacığım diyorum..
“Deve yük taşır , a kızım..

“Biz yörürdük” diyor..
O kadar yoruluyormuş ki ; gördüğü ağacın altında biraz yatmak ıstiyormuş..
Kaynanası; anası;
Olmaz; akşam olmadan varmak gerek “diyormuş…
Gülsüm ana( kaynanası ) da öyle görmüş demek…
kadın kimdir?..
nedir?..
Bolca çocuk doğurmalı ki..
o çocuklar..
çobanlık etsin..
hayvanlara baksın…
“E anacım ben lohusayım deseydin ya”..”yürüyemem..”
“Denmez öyle;KAYNANAYA ,ANAYA…”
Doğuma kadar bekledi kervan zaten..
Daha durulmaz..
Yola düşmek gerek…”
Yani neredeyse 37 yıl konup göçerek, 7 çocuk doğur..
Erbay sessiz yardımcı…
Sonrasında git Alaşehir’de yerleş.
64 YIL içinde çocuklar büyüsün okusun evlensinler..
64 ıncı yılda erini ERBAY’INI kaybet..
Son 10 yılda beli ondan mı büküldü ne? ..
ERBAY gidince…
Sanki görev tamamlandı da sırasını bekledi bunca zaman…
1.3.2016 DA BİTTİ İMTİHANI…

ayseysen 2018 ayseerbay

Hayattan anlar 1

Elif anamız bize gelirken bir kutuya sığmıştı eşyaları..
Ha bir de;
Yıllar önce Beypazarı’ndan hediye aldığım DEVELİ çantası …
Bu sefer çantasında , bir torba şeker vardı..
Baktım, her bayram çocuklara dağıtsın diye götürdüğüm şekerler geri gelmiş…
A anacım bunlar ne?

Neden geri getirdin şekerleri..? dedim.
Kızım köyde çocuk kalmadı, gençler hep şehre taşındılar..
Ben de şehre gelirken getirdim, buradaki çocuklara dağıtacam dedi..
Kısa bir sessizlik oldu..
“Anacım burası emekli apartmanı pek çocuğumuz yok”..dedim.

NE DİYEYDİM?…
Oysa var, olmaz mı hiç…
Çocuk var da…
Çocuklara artık ailesinin dışında görmek mümkün olmuyor..
Öyle mahallede büyümüyorlar.
Evde bakılıyorlar..
Büyükler gelince uyutuluyorlar..
Gezmeye çocuk getiriyorsa o genç bir daha davet edilmiyor..
Büyüklerin kafası götürmüyormuş.
Okula gidiyorlar ama okula gittikleri araçlardan bile evin kapısında indiriliyorlar.
Site girişinde bile indirilmeleri mümkün değil.
Güvenli değil artık.:(
Aileler öyle düşünüyorlar.:(
Öyle gördüğün çocuğu öpemiyorsun.: (

izin almadan..
Sevemiyorsun.
Şeker verilmiyor..
Zira GDO lu besinler yüzünden çoğu çocuk, artık şeker hastası olmuş..
Adını bilmediğin bir çok hastalık var..
Dün apartmanın altındaki kamelyaya indirdik biraz..
Toprak kokusunu alınca, heveslendi…
Bir baktım bizim apartmandan genç bir çocuklu hanım var..
Okuldan gelmiş büyük kız da,” kardeşiyle biraz hava alsın diye indirdim” dedi….
Annem çocuk yok mu burada diyordu..
Gelsenize dedim..
Sevinir diye…
“Anacım bak işte çocuklar geldi “diyemeden ;
Doğruca seyirtip gittiler oyun bahçesine..

BU YAZIYI YAZDIKTAN KISA SÜRE SONRA ELİF ANAYI KAYBETTİK..nurlarda uyusun…

Onla birlikte gitti güzel düşlerimiz..

2018 kasım ayseysen ayseerbay

Haberci rüyalar 20

Yıl 1998 herhalde Ankara’dayız.;

Büyük ablamın oğlunun düğünü var, memlekete gideceğiz.

Annem babam öldü ve bizim tek büyüğümüz ablamızın oğlu evleniyor, gitmemiz lazım. Hazırlıklar tamam, tam yola çıkacağız, birden aklıma geldi,

öyle ya; düğün zamanı,

belki lazım olur ablama diye,

evde duran acıl durum parasından, yanıma aldım biraz.

Cüzdanın içine gizli bir bölmeye koydum parayı.

Öylece yola çıktık.

Güle eğlene Alaşehir’e gittik.

Düğün evi misafirlerle dolu, bir de biz kalabalık etmeyelim dedik.

Askeri Lojman bölgesinde, bir daireyi misafirhane yapmışlar, orada kalmaya karar verdik.

Hazır misafirhane de boşmuş isabet oldu.

Düğün gecesi orada hazırlandık, giyinip kuşandık, eşyalarımızı emin bir yer olduğundan misafirhanede bırakıp, düğüne gittik.

Bu arada misafirhaneyi bakıp temizleyen görevliyle de tanıştık.

Sadece yatma ihtiyacımızı karşılayacak olan bu yerden , saat 19.00 da düğüne gittik.

Biz hanımlar her yere giderken uygun ayakkabı çanta derdine düşeriz.

İşte aynen öyle oldu,ben gece çantalarından birini alınca, cüzdan içine sığmadı.

İçinden paraları alıp, boş cüzdanı evde insülün çantalarının yanına bıraktım.

Şeker ölçüm cihazı da orada.

Tabii içindeki 100 doları almayı unuttum.Gizli bölmede ya.:)

Neyse önce düğün evinde yemek,

sonra düğün, gelişimiz bayağı geç oldu.

Yattık o gece, ertesi gün de hemen yola çıktık ,çünkü kızların okulu, eşimin mesaisi vardı..

Akşama eve ayak basmıştık ki, Meriç “yarın Amerikan kültüre para yatırmam lazım” dedi.

Eşim de “kızım yolda söyleseydin ya; şimdi bu yorgunluk üzerine, gece vakti bankamatik mi arayacağım”diye söylendi .

Birden aklıma cüzdanın bir köşesine sakladığım,100 dolar geldi.

“Tamam uzatmayın bende var”dedim, cüzdana uzandım.

Allah Allah; her tarafına defalarca bakıyorum yok, yok.

Paranın yerinde yeller esiyor.

Eşim madem yanında böyle bir para vardı, niye o kalabalıkta bana vermedin.

Kızlar;

anne sen bankacısın,

helal olsun, senide mi soydular diye alay ediyorlar.

Tamam dedim; siz alay edin, ben bu gece rüyaya yatayım; yarın size paramı kimin aldığını söyleyeceğim.

Ya öyle yap !. dediler yattık.

Gece rüyamda.

Misafirhanedeyiz;

Apartman kapısına yaklaştığımızda,

biri yeni yaktığı sigarayı, hemen lavaboda söndürüp çöpe atıyor.

Ben apartman kapısındayım ama mutfaktaki görevliyi görüyormuşum.

Şeker ölçüm cihazının ne olduğuna bakarken ,cüzdanı buluyor ve parayı alıyor.

Ah be oğul niye bulaştın buna?..diye düşünüyorum içim burkuluyor..

Birden uyanıyorum ve düğünden döndüğümüzde, mutfağa gidip çöpe bir şey atarken;

yeni yakılıp, ama bir kere çekilmeden söndürülmüş bir sigara izmariti gördüğümü hatırlıyorum…

(Demek ki beynim o kaydı almış.:)

Hatta kızlardan biri sigara mı içiyor diye de endişelenmiştim.

Anlaşılan misafirhanenin sorumlusu, yedek anahtarı olan bu  çocuk, televizyon seyretmek için veya dinlenmek için, burayı arada kullanıyordu.

Bizim geldiğimizi görünce de, hemen izmariti atıp kapıya koştu.

Neyse o gece gördüğüm rüyanın hatırına, eşim oranın tabur komutanını aradı.

Ama bana, neler söyleyerek.:)

“kıymetli eşyalar otelde bırakılır mıymış”….

Bu yüzden; şimdi yarbay onun için ne düşünürmüş.!

“Parasına sahip çıksaydı!” dermiş falan filan.

Rica minnet telefon ettirdim… zira o gün telefon edilmezse, ertesi gün çarşı izni var, benim para yok olacak.

Bir yandan da aklıma gelince, güleceğim geliyor.

Ayrılırken görevliye teşekkür ettim, yavrum zahmet oldu, hakkını helal et dediğimde; bana;

“asıl siz helal edin demişti.

Ben de şaşırıp” ben ne yaptım ki” demeye fırsat olmadan,

eşim arabayı hareket ettirmişti.

Neyse; bir saat sonra, tabur komutanı aradı.

Biraz sıkıştırınca, bülbül olmuş zavallı.

Ayakkabısının içindeki astarın altına saklamışmış.

Benim para bulundu.

Ama ben çok da sevinemedim.

Belki de parası yoktu çocuğun.

Üzüntü oldu bana.. 100 dolar benim içinde büyük para..

Eşim ise görevdeki ihmalden bahsedip;

Sonuçta o misafirhanede diğer komutanlar da kalıyordu,

“böyle bir kişinin, o evde görevli olması sakıncalı”..

”Orada karnı doyuyor ,hiçbir şeye ihtiyacı yok..”çalıp çırpmayan biri, orada görevlendirilmeli” diyor..

Biliyorum,siz şimdi ,bu durumu düşünüp;

İçinizden,

“ bir rüyaya güvenerek,

nasıl sonuca ulaştınız”? diyorsunuzdur…

Haklısınız;

Görünenin dışında bir de görünmeyen alem olduğunu da bilenler, bunu hemen anlarlar..

selam olsun gönül dostlarına..

Haberci rüyalar 19

HABERCİ RÜYALAR 19

Dünür teyze, bizim bankaya yakın otururdu.

“Öğlenleri gel bize, yemeği beraber yiyelim” diye çağırırdı beni.

Gözleri görmezdi ama yemek yedirmeyi misafiri çok severdi.

Evde büyük gelin ve kızı abla da vardı.

Tabi onlar açısından bu kadar gelen gideni ağırlamak çok zordu, ama inanın ben hiç yüzlerini asık görmedim.

O eski ataerkil aile düzeni hep vardı.

Halil efendi vefat edince çocukların başında kalan ağa kızı olan Ayşe teyze, yani dünür teyzem, hiç zorlanmadan evin ve çocukların idaresini ele almıştı.

Ablam her Cuma kayınvalidesine pasta börek yapar giderdi.

Çünkü bütün akrabalar o gün dünür teyzenin cumasını kutlamaya giderlerdi.

1975 yıllarından bahsediyorum.

Şimdi hala böyle gelenekler var mı bilmiyorum.

Dünür teyze çok otoriter bir anneydi

Üç oğlan bir kız çocuklarını evlendirdi.

Ama ölene kadar büyük oğluyla ve ailesiyle bir ev gibi yaşadılar.

Ben evlenip memleketten uzaklaştım.

Görüşmelerimiz azaldı, yılda bir memlekete gittikçe, aile büyüğü olarak ziyaretine gittim hep.

Arada sırada telefon eder hatırını sorardım.

Doksanlı yıllarda hastalandı

Alzheimer olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüm.

Giderek kimseyi tanımaz oldu.

Ben ziyaretlerimi kestim, çünkü onu öyle görmek beni çok üzüyordu.

Eve gelen misafirlere bozulur olmuş..”

Nıye bu kadar oturuyorlar” dermiş…

Kim bunlar tanımıyorum diye .

1998 Yılıydı kaybettik onu.

Ben “Allah dinlendirsin” diye çok dua ettiğim için, sevindim buna.

Derken aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum.

Bir gece rüyama geldi.

Sarıldım öptüm onu.

Elinde koca bir çuval kuru üzüm vardı.

“Kızım söyle onlara, benim hakkımı dağıtsınlar “dedi.

eniştem ve abisi, fakir babası, hayır işlerini gizli ve derinden yürütürler ,biliriz.

Annemi sokakta gören insanlar, hep Allah damadından razı olsun derlermiş

Biz de öyle anlardık hayır işlerini.

Eniştem ise söz açıldığında; yapılan hayırdan bahsetmemek için, hemen laf değiştirirdi.

O zaman onlara desem üzülürler, torunları olan yeğenime söyledim.

Oğlum babaannen rahatsız.

Gerekeni yapın diye.

Oda halasına rüyayı kendisi görmüş gibi anlatmış.

Böylelikle sorun halledildi.

Yani hiçbir şey yok olmuyor.

Sevgili dünür teyzem.

Görmeyen gözlerinle, bana yaptığın limonataları unutmadım.

Ben limonata olayını anlatınca,

kasayla meşrubat yollamıştı eniştem eve,

misafirlere dağıtılsın diye ,ama hiç birinin tadı o limonata gibi olmadı.

İnşallah bir genç kalbini çalan o limonata günahlarının affına sebep olur.

Ayseysen 2018 ayseerbay

Haberci rüyalar 18

HABERCİ RÜYALAR 18

Ben Urfa’ya geri döndüm.

Babam sürekli uyutuluyordu.

“ Bana gelip ne yapacaksın “diyorlar.

“Yanında kim var kim yok bilmiyor” diyorlar.

Urfa’ da ki doktorum üzüntüyle şekerimin çok yükselmesinden şikayet ediyor

Gitmemem konusunda devamlı eşimden telkin alıyorum, oturup dua edeceksin yapacak bir şey yok diyorlar.

15 temmuzda onu kaybettik…..

Ben gurbete çıkarken annemle babam beni oturttular karşılarına ;

“Tek gurbetli çocuğumuz sensin.

Eğer bizlere bir şey olurda yetişemezsen sakın üzülme.

Biz Allahımıza kavuşmuş olacağız.

Senden isteğimiz arkamızdan bol bol dua et.

Elin yanında biraz ağlasan bile normal hayatına devam edeceksin.

Makyajınla giyim kuşamınla hayata mutlu bakmaya devam et.

Çok ağlar çok üzülürsen ruhumuz orada azap içinde olur bunu istemeyiz”. Demişlerdi.

Önce babam, sonra da artık öleyim diye, her gün babamı anıp duran sevgili annemi kaybettim

Gurbette çok zor yaşanan, ama dimdik ayakta durulan yıllardı onlar.

Ne kadar zaman sonra babamı rüyamda gördüm.

Üstü açık bir mezardı sanki bana,acıyla baktı “halanız zor durumda onunla ilgilenmiyorsunuz, dedi.

Kadriye hala babamın ana baba bir öz kardeşi.

Sağlığında duygularını hiç belli etmeyen canım babam beni uyarıyordu.

Hemen Fahire ablamı aradım böyle böyle anlattım.

“Ah yavrum ben hep arıyorum, gidiyorum ama ne gelir ne arar, ne sorar.

Gücendiğimden bu ara pek ilgilenmedim”. Dedi.

Sonra ben aradım halayı, böbrek yetmezliği başlamış .

Haftada üç gün diyalize giriyormuş.

Küçük bir memur olan eniştenin geliri de ufak bir emekli maaşı o kadar.

Yani gerçekten zor durumda.

Bababm oradan bu durumdan nasıl rahatsız olduysa artık bana ulaştı..

Hemn telefonla ulaştım..

Konuştuk hal hatır sordum.

Çok sevindi..

Kızının, bedensel özürlü çocuğuna bakarmış.

“Hasta oldum baktım hayat kısa ,bundan sonra artık gezecem sana da gelecem” dedi..

Manevi desteğimi verdim..

İyi kı ruyamda haber verdin babacığım… bu halamla son görüşmem oldu..

Yazın gittiğimde evine uğradım kapı duvardı..

Bir yıl geçmeden de onu kaybettik.

Babam manevi desteğim için bana haber vermişti..

HALEN NASIL OLDU BILEMEM..belkı de genetik şifreden dolayı haberdar oluyordumdur..

Nurlarda uyusunlar annelerine kavuştular..

ayseerbay2018 ayseysen

Haberci rüyalar 17

HABERCİ RÜYA 17

Babam;

Onbeş gün önce acele mide kanaması geçirdi diye yanına çağrıldım .

İzmir’e gittiğimde

Özel sağlık hastanesinin yoğun bakımındaydı.

Yanına girdim, şaşkın ve perişandı.

Mide kanaması geçirdim kızım, ameliyat oldum diyordu.

Kimse bir şey söylemiyordu.

Eniştem seni doktorla görüştüreyim deyince, hemen kabul ettim.

Tek gurbette olan ben olduğumdan herhalde, bana gerçek söylenmeli diye düşündüler ..

Fimlerde olur ya; işte aynı o sahne!…Doktor:

“Hastanız mide kanaması şikayetiyle geldi, hemen ameliyata aldık, fakat her tarafını saran kanser yüzünden, yarayı tekrar kapattım” dedi.

“Allahtan kalbi sağlammış fazla ağrı duymuyor” demez mi.

Aman doktor bu adam 65 yaşına kadar yağlı kuzu etiyle beslendi.

Kolestrol.

Diyecek oldum.

Doktor şaşırdı.

Canım babam biraz hasta olsa , “hanım bir et haşla ben hastayım” derdi.

Üç paket sigarayı bir günde içer.

Küçükken alamadığı sevgiyi onlarla tatmin ederdi.

Ne kadar ömrü var dedim.

Üç gün ,bir hafta,yada 15 gün, 3 ay da olur  dedi.

Babam bağkurluydu.

Onu bağ kur yasası çıktığında zor ikna etmiştim.

O !zaman Emlak Kredi bankasında çalışıyorum memur olarak.

Devlet kapısına muhtaç olmaktan korkardı.

Daha önce karneyle ekmek mi almışlar neymiş

.Zorunlu hisse senedi vermişler, herkese de sonra parasını alamamışmış.

Evlenene kadar bağ kur parasını ben ödedimdi.

Yani anlayacağınız ablam ,eniştem, sağ olsunlar özel hastaneye yatırdılar ama hastanın bir gecesi çok yüklü para demek, ne yapalım diye bana soruyorlar.

Hiç bir şey yapılamaz mı diyorum.

Çok geç olduğunu söylüyorlar..

Çıkaralım o zaman devlet hastanesine yatıralım.

Alaşehir’de sevdiklerini her gün görerek son günlerinde mutlu yaşasın diyorum.

O gece İzmir ordu evinde yer vermiyorlar.

Telefonda ağladığımı hatırlıyorum.

Eşim Urfa’da kurmay başkanı dedim.

Babam yoğun bakımda birkaç saat dinleneceğim bir oda olsa olur.

Gece bir otelde kalmaya cesaretim yok.

Kapatırken de “şimdi kolordu komutanına haber vermek lazım dedim kapatırken… telefonu kapattım.

O zaman cep telefonu bu kadar yaygın değil.

Tehdit işe yaramış olmalı ama benim haberim olmadı.

Eşimi arayıp, “ yer hazır “demişler ertesi gün ,ama iş işten geçmişti.

Sonradan bu yer bulamama olayını düzelttiler.

Ordu evlerinde yer ayırtmak çok zordu..

Şimdi öyle değil..

Artık saat gün ve dakika olarak” yer yok” yazısı istedin mi halloluyor.

Bir geceliğine Alaşehir’e gittim.,

Anacığım sana ne kadar da yalanlar atıp şaklabanlıklar yaptım.

Babamla ilgili şakalar gırla gitti.

Amacım, şekerin ve tansiyonun çıkmasın diye, babamın durumunu senden saklamaktı.

Onu da altı ay sonra kaybettik ya neyse.

Ertesi gün hastaneye geri döndüm..

Babacığımla helallaştım.

“Gidiyorum iyileşeceksin bu yüzden gidiyorum” dedim.

İnanır, kendini toplar diye.

RÜYAMDA BOL BOL SADAKA VERSİN DENİYOR..

Babacığım dedim bir rüya gördüm, bol bol sadaka vermeliymişsin,

kendi elinden dedim

.Ben buraya çıplak getirildim dedi,

yanımda hiç para yok .

Hemen b

y

k ablamın oğlu ben dedeme veririm para dedi içeri sızdı..

Borç ver, çünkü kendi parası olmalı dedim.

Zavallı babacığım çok cüzi bir miktarı eline alıp, hasta bakıcıya vermiş..

Sadaka işlerine annem bakardı..

Babam bu işleri bilmezdi..

Ya da biz bilmiyorduk…

Annem çok eli açık bir insandı, çok sadaka verir, çok yoksul doyururdu.

Babacığım da sağ olsun, eli biraz sıkıydı.

“Çok veriyorsun”..

O da ondan saklı, yine vermeye devam ederdi.

Kim bilir “sadaka her belayı def eder” diyen annem haklıydı belki de.

Ama son anda yapılan hayır, da pek bir şeye yaramıyor herhalde.

15 gün sonra ruhunu teslim etti.

Ölürken başında olamadım.

Ellerini tutamadım.

Gurbette oldun mu; uzakları yakın etmek zordur.

Yaşamı boyunca hep onuruyla yaşadı , kimseye borçlu olmadan, asil bir şekilde ayrıldı bu dünyadan.

Zengin bir ağanın fakir oğlu olarak yaşadı.

Kimseye halim şu demedi.

Ailesinin istemediği bir kızla evlenmenin bedelini, çok ağır ödedi.

Haydar dedemiz inşallah orada babama verecek cevabı hazırlamıştır.

Bu dünya tiyatro sahnesiyse eğer,

Rolünü çok güzel oynadı babacığım.

Yalnız, sevgiyi almadığı için olsa gerek , vermekte güçlük çekerdi.

“Almadan vermek Allaha mahsustur” derler ya işte öyle.

Duygularını belli edemezdi.

Yani demem o ki dostlar ,”verin “ne kadar verirseniz o kadar iyi hissedersiniz..

Veren el alan elden daha hayırlıdır diyen boşuna dememiş..

ayseysen 2018 ayseerbay

haberci rüyalar 16

Haberci rüya 16

1999 rüyamda ;

“BUGÜN HAZRETİ İSA ANA RAHMİNE DÜŞTÜ”. Diyor.

Çok şaşırıyorum.

Bu ne demek?

Uzun zaman kimseye bir şey söyleyemedim .

En iyisi bir papaz bulup ona anlatayım dedim.

Ama böyle bir din adamı ile görüşmek kısmet olamadı.

Eşim ve kızlar da ‘uçtun sen, deyip biraz alay ettiler.

Aradan çok zaman geçti 2003 de Azerbaycan’a gittiğimizde 30 ağustos resepsiyonunda bütün dini cemaat liderlerini orada karşımda buldum.

Sağ olsun arkadaşımız orada görevli bir subay Rusça tercüme etti, papaz efendiye rüyamı anlattım.

Biraz şaşırdı ama nezaketle beni geri cevirdi..

Ortadoks papazmış.:)

Ama Türkiye’ye döndüğümde da vinci şifresi kitabı çıkmıştı.

Onu okuyunca İncil ve Tevrat okumam gerektiğini düşünüp, gidip birer tane kutsal kitap aldım.

15 yıldır kur-an araştırması yapan ben diğer dinleri de öğrenmeliydim.

İsa nın 2000 yıl sonra tekrar dünyaya bu kez insanları kurtarmak için geleceği inancı bizim inancımıza ters olsa da… beni düşündürdü.

18 mart 1999 bir bebek anne rahmine düşse 9 ay 10 gün sonra 18 aralık 1999 da dokuz ay doluyordu.10 gün daha ilave edersek 28 aralık 1999 gibi bir tarih oluyordu.

Hristiyanlar noel haftası olarak kutlamıyorlar mı o haftayı?

Neyse bu arada İncil’ in son sayfalarında anlatılan 7 kilisenin de bizim topraklarımızda olması da büyük Orta doğu projesiyle ne de denk düşüyor değil mi?

Kilisenin biri Fledelfiya yani yeni adı Alaşehir’dedir.

Yıkık harabe bir yerdi, bu gidişimde gittim .

Sağ olsun bir belediye akıl edip etrafını demir parmaklıkla çevirip restore etmiş.

Çok da iyi etmiş, diğer kiliselerin durumu nedir bilmiyorum.

Din turizmi Şanlıurfa’ da yakalandı cok şükür..

Çok önceleri Meryem anaya gittiğimde, orada epey popülerlik olduğunu görmüştüm..

Mezopotamya yani Dicle Fırat nehirleri arasında çıkacak savaşta, burada olmak isteyen Amerika’nın, Irak bahanesiyle; buralarda olması, tesadüf değil herhalde.

Komplo teorisi gibi oldu

Artık uzmanlar her halde bunu değerlendiriyorlardır.

Ayseysen 2018 ayseerbay

Haberci rüyalar 15

Haberci rüyalar 15

Doksanlı yıllardı herhalde;

Hem rahatsızlığım hem de çocuklarımla yoğun olarak meşgul olduğum yıllar.

Sabah insülünü yaptıktan sonra kahvaltı ediyorum .

Çocuklar biri orta okula, diğeri ilk okula gidiyor.

Onlar okuldan gelene kadar ev işleri sonra da çocuklarımla ilgileniyorum.

Eşim asker olduğundan cok yoğun ve bütün işler üzerimde..

Biz subay eşleri bu yüzden herhalde oldukça becerikliyiz.:)

Zorunlu olarak evin bütün işleri üzerimizde olduğundan herhalde.

Neyse o gün her zamanki normal günlerden biriydi.

Sabaha karşı bir rüya görüyorum.

Bir polis ve bir ambulans görüyorum.

Ben de peşlerindeyim.

Alaşehir otobüsüymüş.

Hastaneye gidiyoruz.

Oradakileri tanıyorum ama kim olduklarını seçemiyorum.

Telaşla uyandım.

Sabah ilk işim radyoyu açmaktı.

(Hele o yıllarda TRT çok güzel yayınlar yapmakta , şimdiki gibi değil.)

Az sonra, ara haberlerde ,

Ankara’da Polatlı kavşağında olan bir kazadan bahsediyor.

Aracın plakasının 45 Z (Alaşehir plakası) ile başladığını duyunca rüyanın gerçek olduğunu hemen anladım .

Ablamı aradım olay doğrumu diye.

Ne yazık ki doğruydu .

Alaşehir’den bir gurup hemşerim, hatta damatlar da içindeymişler.. otobüsle Ankara’ya geliyorlarmış..

Sivrihisar yakınlarında olmuş kaza…

Dümdüz yolda şoför uyumuş…

Haberde yaralıların Ankara Trafik hastanesine ve Ufuk hastanesine götürüldüğü söyleniyordu.

Giyinip doğru hastaneye gittim.

Küçük yeğenimin eşi acildeydi ve şoktaydı.

Beni görür görmez eşini sordu.

Her tarafı kan revan içindeydi.

15 kişiden çok azına bir şey olmamıştı.

Diğer yeğenimin eşine de bir şey olmamıştı çok şükür..

Herkes o kadar çabuk nasıl oraya gittiğimi soruyordu.

Tabi ki rüyamda.:)

Gördüm; demedim.

Allahım bir daha öyle günler yaşatmasın.

Kötü haberci rüyalarım beni hep tedirgin etmiştir.

Ama ne yapalım hayatın kendisi bir garip.

Sanki bir tiyatro oyunu, herkes rolunü oynuyor.

Belki de oyuncu olduğunu herkes bilse ,

çoğu dramlar yaşanmaz .

Ölenler oldu..

Partililermiş..

Yeğenim günlerce eşinin başucundan ayrılmadı.

Diğer ölenler için ayrı üzüldük.

Yeğenimin eşi aylarca hastanede yattı.

Sonradan yeğenimle ayrıldılar..

Diğer damadımız sağlıklı çok şükür..

Ne zaman aklıma gelse..

O KAZA İÇİMİ YAKAR..

Ölenlere rabbimden rahmet diliyorum..

ayseysen2018 ayseerbay

Haberci rüyalar 14

Yıl 2005 kızım avukat İstanbul’da bir iş buldu ..

Kalacak yer sorun oldu ..

Ev tutmayı düşünüyoruz ama henüz şirket yöneticileri ile tam uyum sağlamış değil.

Evi iş yerine yakın tutacağız ama ya anlaşamazlarsa, o zaman yeni işe yakın bir ev sahibi gerekecek.

Böyle bir günde bir rüya görüyorum.

Çok ama çok geniş bir arazide bir bilgisayar ve ondan çıkan bir kablo var. Kablonun bir ucu bizde takılı, diğer ucu dağların arkasındaymış..

Orası Meriç’in çalıştığı firmanın olduğu yermiş..

Kabloyu hızlıca çekiyorum

Dağın arkasından çıkıp geliyor ve gelirken beraberinde biri büyük, iki renkli balık getiriyor.

Balıkların kuru yerde debelendiğini görünce, “keşke kabloyu çekmeseydim, şimdi bu balıklar ölecek, acaba geri götürsem yaşarlar mı” diyorum, yanımdakiler ve ”kızım artık çok geç” diyorlar.

Üzülerek, pişman uyanıyorum.

Uyandığımda onun işi işten ayrılacak diyorum ..

Ne yazık ki ertesi gün işten çıkma gerçekleşiyor.

Ev, makam arabası falan teklif edilen, benim ”yeni mezuna bunları teklif eden şirkette durma kızım” önerim gerçekleşti ..

“Savunmamı istedikleri suçları görünce, meslekten soğudum” dedi..kızım ..

Babamız “hemen Ankara’ya geri gelsin” diyor.

Benim aklım rüyadaki iki balıkta. 🙂

Bir büyük birde küçük balık geliyor aklıma ..

Kalkıp Tatile geliyor bizimle .Moral buluyoruz.

Dönüşte de; bir şirkette işe başlıyor ..küçük balık…

İcra takipleri bunaltıyor…

Sonrasında, ikinci işine başlıyor ..büyük balık…

İkinci  işi; avukatlığı bırakıp, sevdiği işe çevirmenliği yapmak ..

Çok şükür .

O şimdi eş, anne ve iş kadını..çok şükür ..

ayseysen 2018 kasım

Haberci rüyalar 13

HABERCİ RÜYALAR-13

Yıl 1993 mart ayında eşim İngiltere’ye gitti, beş buçuk aylığına, yabancı dil için.

Ben çocuklarla birlikte kaldım..

Evin ve çocukların sorumluluğu üzerimde .

Zaten açık öğretim sınavları var ders çalışıyorum.

Bu arada ramazan geldi herkes oruç ibadetini yapıyor.

Arkadaşlardan kimseyi göremiyorum.

Çünkü oruç tutuyorlar.

Otuz yaşına kadar birkaç namaz suresinden başka bir şey bilmeyen ben, şeker hastası olduktan sonra Kuran­­-ı Kerim öğrendim.

İnsan hasta olunca sığınacak bir yerler arıyor.

Bir kaç kere hastanelik olup , öbür tarafa ramak kalınca,

ölümünde bizim için olduğunu ve o hayat içinde bir şeyler yapmam gerektiğini mi gördüm nedir,

Allah’ la aramdaki duvarı kaldırmaya karar verdim.

Ama bu yaşa kadar oruç, namaz, kuran okumak gibi ibadetleri yapmadığım için çok da pişmanım.

Zaman zaman düşünüyorum.

Allah birini doğru yola sevk etmek isterse , ayağına bir taş koyup, şöyle bir tökezletiyor ki…..

Benim de bu hastalığım, sanıyorum bunun gibi bir şey oldu..

Zararın neresinden dönsem kardır dedim ama, gel gelelim, oruç ibadetinin geriye dönüşü yok.

Bu rahatsızlığım dolayısıyla oruç tutmam yasak.

İnsülin kullanıyorum.

Üç saatte bir öğün gerekiyor.

Bir gece bunun pişmanlığı ile ağladım.

Keşke sağlıklı olaydım da ben de oruç tutaydım diye.

Neyse lafı uzatmayayım o gece rüyamda, bana Kuran öğreten arkadaşım Akife’nin görümcesini görüyorum.

Sanki bir okuldayız, o da öğretmen.

Bu kadıncağızı hiç görmedim, sadece arkadaşımın görümcesi olduğunu, hasretle çocuk istediğini biliyorum..

Çocuğu olmadığından dolayı da çok üzülüyormuş.

Hatta onun da çocuk sahibi olması için dua bile etmiştim.

Rüyamda iki derslik görüyorum biz bu tarafta,  o diğer dershanede.

Bana getirip kuranı veriyor’.Müzemmil suresini oku’ diyor.

Ben kuran­-a dokunamam regl  günlerimdeyim diyorum.

“O zaman Türkçe anlamını oku” diyor.

Uyandığımda Yaşar Nuri Hocanın açıklamalı tefsirinden, anlamını okuyorum.

Her bir sözü çok güzel olan bu surenin yirminci ayetinde, tam bana göre bir yer buluyorum..

‘Doğrusu Rabbin, senin ve beraberindeki mü’minlerin gecenin yaklaşık üçte ikisi,yarısı veya üçte biri kadar bir süreyi kalkıp kuran okuyarak geçirdiğini biliyor .

Gece ve gündüzün süresini tayin eden Allah’tır..

Allah sizin bunu hesap edemeyeceğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip yükünüzü hafifletti

.Artık Kuran’dan kolayınıza geleni okuyun,

Çünkü Allah aranızda hastaların,

rızkını aramak için uzaklarda çalışanların

ve Allah yolunda savaşanların bulunacağını bilmektedir.

O halde Kuran’dan kolayınıza geleni okuyun.

Namaz kılın. Zekatı verin ve Allah yolunda gönülden infak edin.

Kendiniz için işlediğiniz her hayra karşılık,

Allah katında en güzel şekilde mükafatlandırılacaksınız.

Allah’tan bağışlama dileyin.

Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır,çok merhametlidir.’diyor.

Gizli mesajı almak beni sevindiriyor.

Bu hanım arkadaşımın görümcesi, kısa bir süre sonra bir trafik kazasında kendi arabalarında hayatını kaybetti..

Rüyamda neden başka dershanede olduğunu sonradan anladım.

Hayatın gizemini anlamak için yaşanmışlıklar gerekiyor.

Bizler her şeyi tam çözdük derken, birden başka bir yol açılabiliyor.

Genelde güzel haberler veren haberci rüyalarım bazen böyle şeyler de yapıyor.

Sevgili arkadaşımın görümcesinin iyi ki çocuğu olmamış.

Şimdi öksüz kalacaktı derken,geleceği bilmeden bir çok şeyi deliler gibi arzu etmek biz insanlara has bir şey olsa gerek diye düşünüyorum.

Sanki tanrı benim hastalığımı bildiğini, rızık aramak için yurt dışındaki eşimin de durumunu bildiğini bana söylüyor.

Bu sihirli şifre ile az da olsa ibadet edebilirim diye düşünüyorum.

Teşekkürler tanrım verdiğin bütün nimetler için.

Hiçbir şey için geç değilmiş..

Kuranda “kolayınıza geleni okuyun” demiş..

DAHA NE İSTERİZ…

KASIM 2018 ayseysen

ayseerbay

Haberci rüyalar 12

HABERCİ RÜYALAR-12

Yıl 1999 Ankara’da devlet mahallesi lojmanlarında oturuyoruz.

Eşimin alay komutanlığı tayini çıktı.

Artık Oran’da daha geniş bir lojmanda oturacağız.

Görev süresi dolana kadar 2 yıl bize tahsis yapıldı.

Kızlar ayrı odaları olacak diye çok seviniyorlar.

Benim içinse ailemin bir arada olması yeterli.

Bir gece rüyamda daha önce hiç gitmediğim bir yer görüyorum.

Orası Azerbaycan’mış.

Zeki D. diye bir arkadaş orada görev yapıyormuş.

Kendisiyle biraz konuşuyoruz.

Beni bir lahit’in yanına götürüyor.

Eski mezarlar vardır, üzeri kapaklı işte öyle bir şey.

Daha sonra biz de orada görev yapacakmışız.

Uyandığımda çok şaşkınım, rüya pek hoş değil, hele mezarlıkta hissettiğim şeyler.

Çünkü kimselere söyleyemediğim, o gördüğüm mezarın Zeki beye ait olması.

Yani rüyamda öyle biliyorum.

Ertesi gün rüyadan hiç bahsetmeden eşime ‘Akademide bir arkadaşımız vardı adı Zeki miydi neydi ‘ diyorum ‘.

Evet Zeki D . diyor.

‘Şimdi nerede o’ diye soruyorum eşim de:

‘Azerbaycan’da tuğgeneral’ diyor.

‘Eşi yanında mı diye soruyorum?( bazen eşler gitmeyebiliyor).

‘Yanında herhalde ben öyle biliyorum. . ! niye sordun ? diyor.

‘Peki biz oraya gidebilir miyiz’ ?…diyorum.

‘Askeri ateşe olmamız için, önce terfi etmem gerekiyor canım ‘! diyor gülerek.

Ciddi olduğumu görünce ne oldu ? diyor merakla.

Sonra, Albaylarda gidiyor canım üzülme.! diye devam ediyor .

Ben de ” bir şey olursa eşi yanındaymış nasılsa “diyorum içimden.

Sonra da sadece bir rüya, kimseye anlatmam, kötüye de yormam ,sağlık içinde gelirler inşallah diyorum.Böyle rüyalarda sadaka verip unutmak daha ıyı oluyor..

Aradan geçen zaman içinde bu konu bir daha açılmadı.

2 yıl sonra

Ta ki kötü haber gelene kadar.

Elimden ayağımdan can kesildi.

Kaç gün kendime gelemedim.

Yüzünü bile hatırlamadığım bu insanın ölümünü ,iki yıl önce nasıl görebilmiştim.

Akşam eşim beni çok üzgün görünce,’ zaten hastasın, neden kendini bu kadar yıpratıyorsun’? diye sorduğunda gördüğüm rüyayı anlattım.

Takdir-i ilahi işte sen git ,elin diyar-ı gurbetine,spor yaparken koşu bandında kalp krizi geçir.. Eşi için de üzüldüm…oradan eşinin cenazesi ile dönmek ne zor olmuştur…

Çok üzgünüm.

Eşinin yüzünü hayal meyal hatırlıyorum, en son 1985 yılında görmüştüm.

Bu olaydan sonra, bir arkadaşım rüyamı duyunca , telefonda ‘aman sakın bizi rüyanda görme’ demez mi.

Dahası bir daha da beni aramadı, bu çok sevdiğim arkadaşım.

Bu rüyanın üzerinden üç yıl geçmişti ki, eşimin kurmay bşk lığına tayini çıktı.

Bir yıllık geçici görevle Azerbaycan’a beraber gittik.

2004 haziranında da geri döndük.

Azeri dostların sevgileriyle beraber.

Türk elinde geçirdiğim bir yıl benim için inanılmaz öğretici oldu.

Hele Anadolu’da “savaşa gitti dönmedi “denen bir çok şehit mezarını orada isim isim görünce çok etkilendim.

Eşimin dedesi de 6 yıl askerken gitmiş bir daha dönmemiş.

Bütün adı musa olan Manisalı şehitlere ve diğerlerine tanrıdan rahmet diledim.

Güzel günlerdi yaşadıklarım.

Ama Zeki arkadaşımızın anıları her yerdeydi.

Ruhu şad olsun.

Azeriler her ölüm yıl dönümünde onu anıyorlar.

O insanların sevgilerini görünce içim biraz rahatlıyor ..

Halen zaman zaman aklıma düşer..

Yüzünü bile zor hatırladığım , uzaktan tanıdığım ruh nasıl oldu da bana öleceğini haber verdi…

BEN BİLMİYORUM…2018 kasım ayseysen..

ayseerbay

Haberci rüyalar 11

HABERCİ RÜYALAR-11

Keşan 10 ağustos 1999.

 Burada gördüğüm rüya…

Ankara’daki evdeyiz, deprem oluyor.

Büyük bir telaş yaşıyoruz.

Bir ara annemi görüyorum.

Elinde büyükçe bir kilim , “bunun üzerine oturun, size bir şey olmayacak” diyor.

Hayırdır inşallah diyorum..

Bir kaç gün sonra güneş tutulmasını yaşıyoruz.

Harika bir görüntü, an an izliyoruz.

Rüyanın etkisiyle biraz tedirginim ama bizimkilere bir şey söylemiyorum .

Zaten kötü rüyayı anlatmayı sevmem.

Sadece zihnimden geçirir, beklerim.

Kampın bitmesine üç gün var.

14.8.1999

Öğle yemeğinde insülin iğnesini oturduğum masada unutmuşum.

Garsonlar da, bu nedir? diye kurcalayınca , kalemin içindeki insülinin bir bölümü harcanmış.

Karıştırılmadan pompası basılınca, mayinin karışımı bozulmuştur dedik…

Yeterli insülün kalmadıysa, gidip eczaneden yenisi alınabilirdi..

Ama;

bizde her olayın bir sebebi var diye düşünüldüğünden, bunu işaret sayıp;

‘neyse, bunda da vardır bir hayır’ deyip,

15 ağustos günü biz Ankara yoluna çıktık.

İstanbul çevre yolundan geçerken, kızlara, gururla, yeni yapılan yolları gösterdik.

Otobanı, oraların yirmi yılda ne kadar ilerlediğini, anlata anlata Ankara’ya geldik.

Ertesi gün, 16.8.1999 bir yandan  kirlilerle ,diğer yandan temizlikle uğraştım .

Öğleden sonra kısa bir süre, biraz yatağın üzerine uzandım.

Öğle örtünün üzerine, olduğum gibi ,yarım saat dinlenip, tekrar işe devam ederim dedim.

Rüyamda büyük bir deprem oluyor.

Ben aşağıdan oturduğumuz apartmana bakıyorum.

10 katlı binanın ön yüzünün duvarları yıkılmış.

Eşyalar dışarıdan görünüyor .

İnsanlar ellerinde köpekleriyle arama kurtarma yapıyorlar.

Karşı komşunun oğlu siyah bir kumaş parçasını elinde dürmeye çalışıyor .

Fırladım kalktım . Saat 15.03 tü ve günlerden de 16 ağustos 1999 ürperdim.

Bu arada üç defadır deprem rüyası görüyorum.(diğerini net olarak hatırlamıyorum)

Allahım sen bizi koru diye dua edip işime devam ediyorum.

Ama böyle bir şey olursa diye de; ceket ,şu bu diye depremde yanıma alınacakları hazırlıyorum.

Evdeki parayı ilaçları, almak lazım diye düşünüyorum ve

17 ,8.1999 da

.

Gece saat 03.03 te de büyük deprem oluyor.

Bir taraftan dua okuyup, bir taraftan çocukları, ve ve eşimi yönlendirerek, soğukkanlı bir şekilde aşağıya iniyoruz.

0 gece eve çıkamadık..yedinci kat eski bina nasıl beşik gibi sallanıyoruz..aşağıya indiğimizde..

Güvenlikçiler;

“Bu apartmanın son üç katının sarsılması için ,” hiç bitmeyecek sandık” dediler.

Çok geçmeden, depremin merkez üssünün Gölcük olduğunu öğrendik.

Rüyamda gördüklerimin aynısı oluyordu..

Keşke elimizde böyle şeyleri haber vereceğimiz bir yer olsa .

12 saat önce insanları uyarsak.

Şimdilerde sanıyorum böyle haberleri değerlendiren bir yer varmış.

Ama yine de ‘ deli midir nedir ‘derler diye, insan yakın çevresinin dışında kimseye bahsedemiyor.

On gün sonra bir deprem rüyası daha görünce ,dostlara uyarıda bulunmaya başladım .

Aman tehlike geçmedi bir daha olacak diye.

Arkasından da Düzce depremi.

Karşı komşumun oğlunun da ;elindeki siyah örtünün anlamını, sonradan anladık, böbrek rahatsızlığı oldu ve uzun zaman diyalizle yaşadı çocuk…

şükür, şimdi ameliyat oldu, evlendi, sağlığı yerinde haberlerini alıyorum annesinden babasından çok şükür..…

Allah bir daha bize böyle acılar yaşatmasın.

O güzelim yıkılan otoyollar .

Geçerken imrenerek anlattığım güzellikler.

Burası denecek kadar temiz yerleşim alanlarını, alt üst olmuş yerleri televizyonda gördükçe on gün, konuşma, algılama bozukluğu çektim.

Bir gün önce geçtiğimiz yol çökmüştü!.

Üst geçite otobüs!.

İnsülün yetmeyecek diye tatili erken sonlandırmamız.!

Çöken binaların altında kalan onca insan!.

Bu mütahhitler,

inşallah hırsızlık yapmışlardır.

Zira bilerek hırsızlık başka bir şey.

Eğer bilmeyerek yani eksik bilgiyle, böyle bina yapılıyorsa; durum daha vahimdi .

Hırsızın cezasını verirsin.

Ama yetişmemiş bir mimar mühendis, cahil işci, buna neden olduysa,

durum daha da kötüydü..

.

Türkiye depremler ülkesi, sağlam binalar yapmayı bilmemiz gerekiyor..

Helal haram demeden yaptığımız alışverişler.

Tüyü bitmemiş yetimin hakkı…

ŞİMDİ DE YAŞANIYOR AYNI ŞEYLER….

DEĞİŞMEMİZ LAZIM,

KENDİMİZİ SORGULAMAMIZ LAZIM…

ŞİMDİ DÜŞÜNME ZAMANI DOSTLAR!.

Ayseysen.. kasım 2018..ayseerbay

Haberci rüyalar 10

HABERCİ RÜYALAR-10

Yıl 1997 Şanlıurfa’ dayız.

Son yılımız daha iyi geçti çünkü komutan değişti .

Ayrılacağız ama iki yıllık kötü anıları buraya gömerek,

son yıldaki güzellikleri yanımıza alarak ayrılacağız.

Bir kaç ay önce mehmetcik çayımız vardı.

Çok çalıştık hazırlandık.

Mehmetcik yararına kermes yapıyoruz.

Herkes el emeği hediyesini verdi.

Satıp gelirini mehmetcik vakfına bağışlayacağız…

Bu çaydan bir hafta sonra bir rüya gördüm.

Devasa büyüklükte bir kapı.

Sanki altından yapılmış.

Cennet kapısıymış.

Kapı açılıyor ve bir çocuk çıkıyor .

Nasıl güzel.

Sarı saçlı mavi gözlü inanılmaz güzel bir çocuk.

Saçları düz kulaklarında.Kahkülleri var .

Benim çocuğummuş.(Keşan’da 7 aylık ölü bir çocuk dünyaya getirmiştim)

‘Aşk olsun anne bu güne kadar beni hiç aramadın ‘diyor.

Birden Meriç 16 aylıkken,  7 aylık ölü doğan kızımı hatırlıyorum.

Bu o ; diyorum içimden..:(

‘Yavrum hiç aramaz mıyım,?

Seni kaybettikten sonra, günlerce yüzün gözümün önünden gitmedi.

Nereye baksam sen vardın.’

Sarılmak istiyorum.:(  ouzakta duruyor.

‘Peki şimdi neredesin? diyorum.’

Karşı tarafı gösteriyor ‘onlardayım’ diyor.

Gösterdiği yere bakıyorum.

Bir numaralı üniforma giymiş bir subay; simasını tanıyorum ama kim olduğunu hemen çıkartamıyorum.

Başımı çevirdiğimde ise kapı ve çocuğum kayboluyor.

Bu rüyayı bir hafta sonra Tugayın bahçesinde otururken çözüyorum.

Bir yüzbaşı 1989 lu Ali’nin harp okulu öğrencilerinden.

Evli çocuğu yok .

Bildiğim kadarıyla birkaç kere üzücü düşük olayı yaşamışlar.

Görür görmez bu o subay diye fırladım eve gittim.

Topçu tabur komutanının evini aradım.  (Yüzbaşının eşini ararsam, hamile değilse üzülebilir) siz biliyor musunuz?…. yüzbaşının eşi hamile mi? dedim.

“Açıkca bilmiyorum Ayşe hanımcım ama bizim çaydaki kermeste, küçük bebek giysilerinden satın aldı.

Bende takıldım’ hadi hayırlısı ne hazırlığı bu? diye.. Güldü geçti dedi..

Bu haber beni çok sevindirdi ,biraz daha bekleyip, doğru haberi aldığımda ise; dünyalar benim oldu.

Bir arkadaşa ziyaretegiderken, onların apartmanda gördüm hanımı , ayak üstü rüyamıanlattım.

‘Benim ölen çocuğumdan bir mesaj geldi merak etme,  artık bu çocuğun düşmeyecek demek ki…sağlıkla dünyaya gelsin dedim..Sevindi genç .

Biz Urfa’dan ayrıldığımızda, henüz doğmamıştı, arkadaşlara sıkı sıkı tembih ettim.

Doğar doğmaz bana haber vermeleri için.

Sağ olsunlar ağustosta haber geldi.

Bir kızımız olmuştu.

Bana göre benim kızımın ruhuydu.

Ama eşim ailenin yanlış anlayacağını düşündü.

Benim onların izini bulmam zorlaştı.

Çünkü tayin olmuşlardı Trakya’ya .Aradan zaman geçti.

1999 haziranında Meriç 20 yaşındaydı.

Doğduğunda burada görevdeydik..

20ıncı yas gününde tekrar buraya gelelim inşallah demiştik..

1999 temmuzundaki depremden önce..

Keşan’da Mecidiye askeri kampındaydık.

Kızlar koşarak geldi denizden.

’Anne tatlı kaşığımız var mı? bir hanım kızını doyuracakmış’ diye.

Kaşığı verdim, arkadan eşim geldi motele.

‘O kaşık kime gidiyor bak” diye; elimden tutup, beni kumsala götürdü.

İnanılmaz! o yüzbaşı ve eşi 2 yaşındaki kızları işte oradaydılar.

Yaklaştım seveyim diye bacağıma bir cimdik attı.

Aynı Mericin o yaştaki hırçın hali.

Saçlar düz kaküllü kısa kesilmiş.

Bir tek rüyamda gördüğüm çocuğun saçları sarıydı.

Esas komik olan gerçektende Meric’e çok benziyordu.

Günü birlik gelmişlerdi ,biraz görüşüp ayrıldık.

Sonraki günlerde o büyük deprem, moral bozukluğu!

Ama esas neden çocuğun ve benim kafam karışmasın diye eşimin bizi görüştürmeme çabaları.

Evet tam düşündüğünüzgibi,   şimdi 21 yaşında ve ben onu çok merak ediyorum.

İnşallah bir gün biryerde,  genç kız olduğunda karşılaşırız.

Ona rüyamı anlatırım.

Reenkarnasyona inanır mı?

Belki de’ deli mi bu kadın’ der bilemiyorum.

Ama onu çok özlüyorum.

İyi ellerde olduğunu biliyorum.

Seviniyorum.

Kasım ayseerbay/ ayseysen

Haberci rüyalar 9

HABERCİ RÜYALAR-9

Yıl 1992 eşim mesaide göğsünde bir sıkıntı hissetmiş acilen Gülhane’ye götürmüşler.

Daha sonra eforlu ekg çekildi, anjiyoya karar verildi .

Bir kaç gün içinde olan bu olaylar eşimi çok sarstı.

Anjiyo gününe bir ay var ama eşim stresten yerinde duramıyor.

Genç tabii o zaman 38 yaşında ve hiç beklemediği bir şey.

Ben 30 yaşında sağlığını kaybetmiş biri olarak, daha sakinim.

Giriş katta oturdunuz mu hiç?

ben oturdum..

Bütün sokağın çocuğunu tanırsınız.:)

Aynı yaşlarda sizin de çocuğunuz varsa; ki benim öyleydi..

Mahallenin Ayşe teyzesi olur çıkarsınız.

Tuvaleti gelen , acıkan,susayan hep sizin evdedir.

Hatta ellerindeki çamuru bile bizde yıkar, temizlenirler, annelerinden laf duymasınlar diye.

Acıkınca ya da susayınca eve gitse annesi “yeter artık çıkma sokağa diyecek” diye hep bize gelirlerdi.

Anlayacağınız ev, bazen çocuk yuvasına dönerdi.

Onlara bazen mısır patlatır, bazen kek ikram eder çocuklarım büyürken sevgi eksik olmasın diye pek de evden çıkmaz onlarla ilgilenirdim..

Neyse bir gün bir olaydan haberdar oldum..

Olayın içinde oyun kurucu olan çocuga uyarıda bulundum..

Olay bitti sanıyorum.

Küçüklerden biri de annesine söyleyince, bütün anneler olaya vakıf olmasınlar mı.

İş büyüdü tabii, bin pişman oldum.

Nereden bileyim ,büyük çocuğun üstelik bastırmak için, böyle bir şeye kalkışacağını.

Bir anda iftiracıya dönüştüm.

Anneyi çağırıp çocuklar arasında böyle şeylerin olabileceğini, kızının’ bana iftira atıyor’ demesinin doğru olmadığını, anlattım, keşke çocuğa değil de, ona söyleseydim diye pişmanlığımı dile getirdim

Taciz edenle, tacize uğrayan çocukların anneleri bir olup, bana olmadık üzüntüler yarattılar.

Tam bu sıkıntılar geçti derken, eşimin bu sıkıntılı dönemi başladı.

O kadar ki; artık eşimi tanıyamaz oldum.

Sessiz sakin bizi asla kırmayan ,nazik kibar adam gitti yerine sürekli bağırıp çağıran her şeyi kırıp döken, kapıları tekmeleyen biri geldi.

Her şeye kızıyor.Her şeye bağırıyor.

Eve gelince sürekli suratı asık.

Kısacası çocuklar ve ben çok şaşkınız

Allaha dua ediyorum.

Bana yardım et Allahım ne yapabilirim diye.

Bir insan bu kadar mı değişir.

Sanri ruhu başka bir ruhla yer değiştirdi.

Yine böyle sıkıntılı bir akşam yattık.

Gece rüyamda eşimle beni yatarken görüyorum..fakat aramızda 11 yaşındaki komşu çocuğun annesi oturuyor.

Çok şaşırıyorum.

Sizin ne işiniz var burada diyorum?

Ses çıkarmıyor.

Kendimi dışarı atıyorum.

Apartmanın en üsteki çatısındayım.

Peygamberimizmiş.. Bacanın dibine dayanmış, siyah takım elbise giymiş,sakalı var biraz.

Kara kaşlı kara gözlü inanılmaz bakımlı biri.

Bana ‘ KURAN_I KERİM’ DEKİ SON AYETLERİ ÇOK ÇOK OKU.. ‘

Diyor.

Uyanıyorum.

Hemen kuran-ı açıyorum uyku sersemi, bakıyorum nas ve felak sureleri.

Saat gecenin üçü salona geçiyorum.

Nasıl biliyorsam artık bir anda , bir bardak suya nas ve felak okuyorum.Nasıl suya okumayı akıl ettiysem..

Sonra eşimin başucuna gidip, ona “su getirdiğimi” söylüyorum.

Hayret hiç itiraz etmeden alıp içiyor.

Sonra girip yatıyorum.

Sabah eşim biraz mahçup , kahvaltı edip hemen çıkıyor.

Olayı unuttu derken.

Akşam yemekten sonra eşim yanıma geldi, oldukça şaşkın ‘sana bir şeyler anlatacağım’ dedi.

Onu tekrar sakin haliyle görmek beni ve çocukları çok sevindirmişti.

‘Gece hani bana bir su içirip sonra yattın ya ‘ eeeee !.dedim.

Gerisi onun ağzından.

‘Suyu içince beş dakika falan sonra, bulantı geldi, lavaboya koştum.

İstifra ettim

Kara yeşil bir suydu.

Daha sonra küçük kızımın sesini duydum’,

git bizim evimizden diye’ bağırıyordu.

Odasına yöneldim.

Çocuk uyuyordu, salona doğru yürüdüm, baktığımda yüzü fare gibi , vücudu başka hayvanlara benzeyen bir yaratık salondan çıkıp, alaturka tuvalete doğru gitti ve kayboldu’ şok içindeydim gördüğüm gerçekti; uykuda falan değildim’diye anlattı. ..

Bu sefer şoka girme sırası bendeydi… neler yaşıyorduk.

Her zaman gerçekçi, hurafelere inanmayan, pozitif ilime sırtını dayamış, bu adam benim kocam neler anlatıyordu.

Şaşkınlığım geçmemişti daha ‘ayrıca ondan sonra inanılmaz bir rahatlık yaşadım sanki bugün yeniden doğdum.

Hiç bir sıkıntım yok kalmadı.

Demez mi.

Bu konuyu anjiyo gününe kadar bir daha bu konudan bahsetmedik.. korktuk herhalde..Anjiyodan bir gece önce..

O gece bir rüya daha görüyorum.

Eşim bir masada yatıyor.

Bu bir sedyeye benziyor..

Yine o gecede gördüğüm haliyle Hz Muhammed sav.

Başında duruyor.

Bir eliyle bacağından ve her yerinden damarları çıkarıyor.

İçlerini temizleyip tekrar yerine takıyor.

Ben uyanıyorum.

Eşime merak etme bir sorun çıkmayacak diyorum.

Hastaneye giderken rüyayı anlattım gör bak bir ley çıkmayacak anjıyoda dedim..

Operasyon sonunda doktorun sesi sert,

bağırıyor!’.

Kim sevketti bu hastayı?

“ Ya! bu kadar acil hasta varken, beni nelerle uğraştırıyorlar” diye

“Kızmayın doktor bey ,bazen mucizeler de olur” demek geliyor içimden; susuyorum.

Sudan bir sebeble birilerinin negativ enerjısını üzerimize mi çektık;

yoksa birileri büyü ile mi uğraşıyordu..

Kuranda görmesem büyüye ınanmazdım..

bire bir uyarıldIM.. çaresi gösterildi..

Bir daha böylesi olay yaşamadık çok şükür.

Haberci rüyalarla uyarılmanın güzelliği…

ayseerbay 2018

Haberci rüya 8

HABERCİ RÜYA-8

YIL 1996 Görev yerinde eski komutanla ve eşiyle sıkıntılar oldu..

Epey daraldık..

Annemi aradım hal hatır sorduk biribirimize..

Sesimden hemen anladı olumsuz bir şeyler olduğunu…

‘YAVRUM SERVET VE MEVKİ ,ALLAHIN İNSANLARA İMTİHAN ARACIDIR,

KİMİ BUNU ANLAYAMAZ.

BEN DUA EDERİM

ALLAH SİZİ BU DERTTEN KURTARIR MERAK ETME .

Diyor.

Sabrediyoruz.

Sıkıntılı bir dönem.

Sonra yeni komutan geliyor.

Durumlar düzelsın diye bekliyoruz sabırla..

Annem rahatsız.

Benim şeker ortaya çıktıktan sonra, aile ağacını araştıralım diyor doktor.

1986 da annemin yaklaşık 20 yıldır şekeri olduğunu ama fark edilmediğini öğreniyoruz.

1996 gelinceye kadar da iki kez kalp krizi geçirdi.

Bedeni çektiği sıkıntılardan yorgun.

1995 temmuzunda babamı da kaybedince, artık bu dünyada işinin kalmadığını Allahına kavuşmak istediğini söyler durur oldu.

11 ocak 1996 öğleden sonra biraz dinlenmek üzere odama çekiliyorum.

Evde kimse yok.

Rüyamda sanki bir mezarlıktayım.

Yalnız ölüler mezarlarının hemen kenarına oturmuşlar.

Kimler yok ki Zehra annemden Hilmiye teyzeye, Şafiye teyzeden babama bütün ölüler orada.

Hepsinin elinde bir yün yumağı ,

biri tutup diğeri sarıyor.

Aralarından geçip gidiyorum.

İleride bir kapı var; annemle zehra anne ve yanındakiler ,bana artık buradan sonrasında sen gelme diyorlar.

Annem yanağıma bir öpücük konduruyor.

Öpücüğün sıcaklığı, teması, hala yanağımda uyanıyorum.

Doğru salona geçiyorum, elim yanağımda ,sanki sıcaklığı bırakırsam kaybolacak.

Öbür elimle telefona uzanıyorum açamıyorum.

İçimden ‘bozma bu sıcaklığı sonra ararsın diyor.

Sanki ararsam; yine bir çok şikayet edecek .

Son zamanlarda ruh hali çok değişti, yuksek sekerle , sabah başka konuşuyor ;akşam başka..

Bunları duymayayım diyorum.

Diğer ses ise” ara zor bir durum var” diyor.

Telefonu bırakıyorum.

Halbuki arasam; onu evde bulamayacağım.

Bir şekilde hastaneye yattığını öğreneceğim .

Hastaneyi arasam, ki o saatlerde geziniyormuş koridorda.

Büyük ablamla uzun uzun konuşmuşlar hayata dair ,

çektiği sıkıntılardan, mutluluklardan.

Her şeyden bahsetmişler.

Arasam son bir defa sesini duysam ne iyi olurdu.

Saat beş gibi yeğenim aramış Erzurum’dan.

Askerdeydi, o da anneannesine çok düşkündü.

Konuşmuşlar .

Ruhu bana allahaısmarladık dediğinde;

saat 16.00 dıydı..

Yeğenimle beş buçukta konuşmuş.

Sonra doğuma gelen taze bir gelinin arkasını sıvazlayarak, doğumda ona yardım etmiş. Yemekten sonra koridorda gezerken, kalp krizi bir daha yakalamış.

Gelip yatağa uzanırken sormuş ‘bu gün günlerden ne’.

“Perşembe” demiş ablam, o zaman iyi demiş ve dudaklarında duasıyla o çok sevdiği tanrısına kavuşmuş..

Yarım saat kalp masajı yaptılar diyor ablam.

Bilmiyorlar, o gün saat 16.00 da ruhu saat 20.30 da gideceğini biliyordu; yoksa uzaktaki benle veda etmeye gelir miydi.?

Sevgili anacığım “Cuma günü gömüleyim ben. Cemaat kalabalık olur.

Şanlı şöhretli bir cenaze ile gömülmek güzel olur “der, bizi güldürürdün.

Sağlığında hiç insan ayrımı yapmayan, herkesle dost, herkesle arkadaş olan , bir güzel gönlü vardı.

İstediği gibi de oldu Cuma günü hem de bir roman vatandaşımızın cenazesiyle, yan yana cenaze namazı kılınmış.

Mezar yerini de şaka ile karışık daha önceden seçmişti.

Ahret kardeşi Şafiye teyzeyi kanserden kaybetmişti.

Sonra ben gidince, beni onun mezarına götürdü.

Şafiye teyzeyle Muhsin amca mezarlığın kenarında bir tümsekliğe gömülmüşler.

Kardeş! yine güzel bir yere kurulmuşsun.

Bizim mezar yeri de yok,?

ne yaparız ?

derken gözü dar patika yolda bir çeşmeye takıldı’.

A ! Ayşen işte burası güzel .

Bak başucunda çeşme de var ,gelen giden üzerimdeki çiçekleri sular.’

‘Saçmalama anne görmüyor musun orası yol ‘diyorum.

Canım hiç yer kalmayınca ne yapacaklar , diyor.

Yapma anne başka muhabbetin yok mu diyorum.

Urfa’dan hava muhalefetinden uçaklar kalkmadı..

Biz ertesi gün gelebildik memlekete..

Acıyla mezarına gidemedim..

Aradan sadece altı ay geçti ve ben annemin mezarına gittiğimde donup kaldım.

Evet söylediği yerde yatıyordu.

Mezar yeri kalmayınca patika daraltılıp yer açılmıştı.

Tam da dediği çeşme başına…

Bize düşen üzerine o çok sevdiği çiçeklerden dikmekti. O kadar!….

Allahını dilinden düşürmez her dakika tefekkür eder, mecnun gibi her yerde onu tesbih ederdi.

Ben ölünce sakın ağlamayın.

Eller başsağlığına geldiğinde biraz yalandan ağlayın .

Ayıplamasınlar.

Sonra da eşinize çocuklarınıza dönün hayatı en güzel şekilde yaşayın.

Makyajsız bakımsız olmayın, annem babam öldü diye.

Çünkü bizim ruhumuz ait olduğu yere gitmekten çok mutlu olacak.

Bu dünyada yeterince yokluk, sıkıntı, acı, hastalık çektim artık beni sonra rahatsız etmeyin derdi.

Elimden geldiğince sözümü tuttum.

Ama aradan geçen bu 22 yılda seni hep özledim anacığım.

Yerine kimseleri koyamadım.

Hala danışmak istediğim konular var.

Hala şu yaşımda başımı göğsüne dayamak istiyorum.

Rüyalarımda benimle hiç konuşmuyorsun.

Bir komşumuz seni rüyasında görmüş.

Cennete;

 yolcu taşıyormuşsun.

“Sabriye teyze bu görevi nasıl aldın” diye sormuş.

“Namazla kızım” demişsin.

Hocanın Ayşe teyze ise hacda seni gördüğünü söylüyor.

Çok gitmek istemiştin.

Ayşe teyze seni hacda kabede görmüş, bir çay vereyim diye döndüğünde kaybolmuşsun. Kadıncağız “hayır rüya değildi.

Sahiden gördüm” diye yeminler ediyor.

Kimbilir sağlığında bizim yüzümüzden yapamadığın bir çok şeyi ,belki orada yapıyorsun diye seviniyorum.

Ruhun hiç azap çekmesin anacığım.

SENİ ÖZLÜYORUM..

BABAMA KAVUŞUNCA BİZİ UNUTMA EMİ…

ayseerbay 13.11.2018

Haberci rüyalar 7

Böyle rüyalarımı okudukça sakın benim birçok şeyi bilen biri olduğumu sanmayın.

Ben sadece rüyalarıma dikkat edip.

Onları anlıyorum o kadar .

Eminim sizde dikkat etseniz normal rüyaların arasından habercileri seçebilirsiniz.

Yıl 1994 eşim İngiltere’de kursta bir haftaya kadar dönecek.

Ama o arada da tayinler belli olacak.

Şark tayini geldi.

Ama merakla neresi oldu diye bekliyoruz.

Büyük kızım Süper lisede tayin dilekçesine Şanlıurfa diye yazdık..

Pek umutlu değiliz ama süper lise olan illerden biri orası.

Çocukları Anadolu lisesi ya da süper lisede okuyan hanımlar, pek eşleriyle gitmiyorlar ‘çocukların eğitimi için bu şart’ diyorlar.

Biz oturup konuştuk ailecek karar aldık ‘babamız bu işi vatana hizmet için yapıyor.

Ve bizim rızkımız için .

Üstelik savaşacak.

Doğu terör bölgesi onu orada yalnız bırakmak olmaz.

Kızlara orada eğitim yönünden eksiklikler olabilir,, sonra bizi suçlamayın dedik.

Onlar da “biraz daha fazla çalışırız olur biter” dediler.

Düşünün biri lise hazırlıkta, orada lise bir okuyacak, diğeri ise dörde gidecek.

Yani biri üniversite, diğeri Anadolu lisesi sınavına hazırlanacak.

Ben kızlara “öğretmenler sizin beyninizi oyup içine bilgi doldurmayacak siz çalışırsanız olacak”. Diyorum.

Böylece karar verildi bekliyoruz.

O gece rüyamda yine bir sesle uyandım .

HADİ GÖZÜN AYDIN URFA’YA GİDİYORSUNUZ.. diyordu.

Uyandım saate baktım.

Gece 0.3 tü.

Evet tahmin ettiğiniz gibi biz Şanlıurfa’ya gidiyorduk .

Nasıl mı öğrendik.

Ertesi gün sabah saat 9 da arkadaşım aradı .

Sağolsun eşi beyefendi sabah erkenden gidip, tayin listesine bakmış bize haber versin diye eşine söylemiş.

Hayatımızda yeni bir dönem başlıyordu.

“İnşallah iyi olur” dedik.

Büyük kızım orada il birincisi olarak Ankara Hukuk fakülyesini kazandı.

Diğeri ise Anadolu lisesini.

Haberci rüyam bu sefer sesle beni uyarmıştı.

.Hala nasıl olduğunu bilmiyorum..:)

.Herhalde ruhum uykuda gidip tayın lıstesine bakmış.:)diye düşünmedim değil.:)

ayseerbay..ayseysen..12.11.2018

Haberci rüyalar 6

HABERCİ RÜYA-6

Yıl 1992 olsa gerek. Çünkü eşim yabancı dil sınavına hazırlanıyordu.

Yurt dışına daimi göreve gidebilmek için beş yıldır geceleri geç vakte kadar İngilizce çalışıyordu.

Bu arada bende hem rahatsızlığım olan şekerle, hem de çocuklarımızı büyütmekle meşguldüm.

Bütün gün Genelkurmay’da çalışan eşimin akşamları da yabancı dille meşguliyeti bana yardımcı olmasını engelliyordu ama ben bundan çok da şikayetçi olmuyordum. Çünkü onun geleceği hepimizin geleceğiydi.

Geceleri bazen kahve götürüyordum salona, bazen de meyve, biz oturma odasındaydık çocuklarla birlikte.

Onların dersleri okul sorunları hemen bütün zamanımı alıyordu.

Yine bir gün tatil günüydü herhalde, eşim salonda çalışıyor, ben uyuya kalmışım.

Rüyamda bir gelinle damat görüyorum.

Ama ne gelini ne de damadı tanımıyorum.

Evlilik törenine katılıyoruz eşimle birlikte..

Uyandım içimden bir ses ‘eşinin imtihanında evlilik törenini soracaklar’ dedi.

Salona geçtim;

Eşime ‘rüyamda hiç tanımadığım birilerinin nikah törenindeydim.

Galiba sana böyle bir soru gelecek’dedim.

‘Aman hayatım Allah aşkına

gecenin bu saatinde neler söylüyorsun.

Git yat zaten bunaldım’dedi.

Pazartesi sözlü sınavda önüne gelen sorunun evlilik seromonisi olduğunu görünce; nasıl şaşırdığını ,

nasıl kilitlenip kaldığını;

sonradan bana anlattı, ama çok geçti tabii….Şakınlıktan konuşamamış.:)

Gözetmenlere” karım bu soruyu rüyasında gördü ,ben de ciddiye almadım,

şaşkınlıktan ise nutkum tutuldu,

bana biraz zaman verin lütfen kafamı toplayayım dese” olacak ama , Herhalde resmi hayatta bu olamazdı…:)

Kafasında …sorular…

“Nasıl yani yaaaaa”?

Demekten, pek bir şey yapamamış.

Pozitif ilime meraklı eşim, bu konuda bana biraz inanmaya başladı bu olaydan sonra.

Bu defa haberci rüya onunla ilgili olunca işe yaramamıştı ama

SAĞLIK OLSUN dedik artık..

İş böyle bitse razı olacağım ama derken gitmekte olduğu 9 aylık İstanbul’da verilen İngilizce kursu körfez savaşı nedeniyle iptal oldu

3 ay da geri dönmek zorunda kaldı.

Bir aksiliktir gidiyordu

Daha sonra da bir gün rüyamda bir ses ‘yurt dışında daimi görevde nasibi yok ‘ demez mi. Bunu o zaman yakın arkadaşım olan Oya ile paylaştım’.

Kızım, söyle de adamcağız, boşu boşuna çalışmasın ‘dedi..

Ama ben eşime bu kadar zaman ve emek verdiği bu işten vazgeçmesini nasıl söylerdim. Hem yurt dışına gidemese de yabancı dil her an lazımdı.

Öyle de yaptım.

Hiç bir şey söylemedim.

Eşimle beraber bir arkadaşını da İngiltere’ye kurs için kısa dönem gönderdiler de bu olay da böylece bitti.

Aldığı puan 1,5 eksik olduğundan daimi görev olmadı.

Çalıştığı ingilizcesi belgelerle kanıtlanmasa da nereye gitsek yabancı dil bildiğinden hep ilişkilerimiz hoş oldu.

Üstelik kızlar babaları yabancı dil çalışıyor diye onun yanında olabilmek için belki de, yabancı dile erken merak sardılar .

Büyük kızım hem hukuk okudu hem İngilizce çeviriler yapıyor.

Küçük kızım ise üniversiteyi yabancı diller üzerine okuyor şimdilik  bakalım gelecek neler gösterecek.

Biz ailecek bir olumsuzluk yaşadığımızda eve gelir toplanınca ben onlara sorarım.

Nerede kalmıştık.

bu yazının kopyalanması ve başka isimle yayınlanmamasını rica ediyorum..ayseerbay 10.11.2018

Habercirüyalar 5

Lohusalığımın yirminci günü,

Yine bir rüya görüyorum.

 Bir ses duyuyorum.

Diyor ki; çocuğunun dilinde bir hata var düzeltmezsen, konuşması düzgün olmayacak. Ayaklarını düzeltmezsen düzgün yürüyemeyecek.

Şok vaziyette eşime anlatıyorum.

Sadece bir rüya.

Kan uyuşmazlığı var diye endişe ettin o yüzden böyle rüyalar görüyorsun diyor.

Kabulleniyorum.

Aradan sekiz ay geçiyor .

Bu arada çocuk emerken zorluk çekiyor, uzun süreli ememiyor doktora götürüyorum bir şeyi yok,doymuyordur!

Ek besin ver diyor.

Bir süre sonra Akademi bitiyor .

Tayinimiz harp okullarına bölük komutanlığına çıkıyor.

Ben İzmir’e gitmek istiyorum memlekete yakın diye.

Ama “Harp okulu güzel bir görev kurmay subay için” DİYEN BÜYÜKLERİ DİNLEYİP.. seviniyoruz sonradan.

Harbiyeli Menteş’te yaz kampında ;oraya gidiyoruz.

Gecenin yarısına kadar eşim görevde, ama eşimin yanında olmak yeter, deyip mis gibi orman içinde çocuklarımla meşgul oluyorum.

KAMP BİTİYOR ,

Artık Ankara’ya gideceğiz .

İzmir’de olan ablama gidiyoruz allahaısmarladık demeye.

Yazlıkta otururken, teyzesi kucağına alıyor, severken,

Dicle ağlamaya başlıyor.

AAAA diyor ablam bunun dili altına yapışık!

Ankara’da Gülhane’ye götürüyoruz ufak bir operasyonla dilin altını kesiyorlar.

Zavallım deliler gibi emmeğe çalışıyor..dili çözülünce..

Doğdu doğalı o kadar süt emmemiştir bir çırpıda sevinerek eve dönüyoruz.

Ama benim aklım rüyanın ikinci bölümünde ayaklarına da baktırmam lazım .Nasıl olacak .

Babamız çocuğunun böyle bir sıkıntısı olabileceğini kabul etmiyor.

Gizlice ortepedi polikliniğine götürüyorum.

Ama bu arada Dicle dokuzuncu ayına girdi.

Doktor Oğuz bey görür görmez’ aman allahım bu zamana kadar neden gelmediniz diye bağırıyor.

Dışarıdan bir şey belli değil, “ rüya uyarısı” ile geldim denir mi.

Susuyorum.

Yedi kişilik doktorlar gurubu toplanıp karar alıyorlar düzelir diye, ama Oğuz bey tek başına razı olmuyor.

“Çocuk yürümeye başlayınca kalça fırlayacak karar sizin” diyor.

Düşünüyoruz yedide bir bile olsa, böyle bir ihtimal varsa, riski göze alamıyoruz.

ÜÇ BUÇUK AY AYAĞA ATEL TAKILIYOR.

KALÇA CIKIĞI ÖNEMLİ..kalın bezler bağlıyorum altına..

Tanrım ne uzun geliyor zaman .

Çocuk çıkar diye ağlıyor gece gündüz uyumuyor.

Neyse bu sürenin sonunda, kalçada kıkırdak oluştu da, sevgili yavrum sağlıklı olarak yaşamına devam etti.HABERCİ RÜYAMIN YÖNLENDİRMESİYLE COK ŞÜKÜR HAYAT YOLUMUZ AÇILDI..

TEŞEKKÜRLER DOKTOR Oğuz bey

Ankara’ya tayin olduğumuzda,

İzmir olmadı diye üzülmüştüm.

Kızımın tedavisi ,

benim şekerin tesbiti ,

hep Gülhanede oldu.

İnsan kendisi için ve ailesi için neyin hayırlı olduğunu bilemiyor.

Bu olaylardan sonra, her şeyin hayırlısını dilemeye başladım.

1987­-1989 Kıbrıs’taydık dönüşte

Dicle 5 yaşındaydı .muntazam yürüyordu..

Bir çiçek alıp teşekküre gittik.

Bizi hatırlayamadı.

Olsun;aradan geçmiş 34 yıl..

kim bilir kaç çocuğun hayatını değiştirdi .

OĞUZ BEYE DE BİNLERCE TEŞEKKÜRLER ….

NE DE OLSA;

O DA TANRININ ELİ DEĞİLMİ?

Ayse Erbay..

not: bu yazının kopyalanması  benim iznim dışımda paylaşılması durumunda yasal yollara başvurulacaktır..

Habercirüyalar 4

HABERCİ RÜYA 4

YIL 1984 i,kinci çocuğuma hamileyim, akademi lojmanlarıdayız.

Eşlerimiz akademide yogun çalışıyorlar geceleri gündüz olmuş..Biz hanımlar da biribirimize gidip geliyoruz..

O gece komsular bendeydiler..

Onları uğurladım eşim her zamankı gibi saat 03..dolayında yatmış..Dersleri çok ağır..

Bana aman hafta sonu doğum yap, yoksa hafta arası izin alamam diyor..

Eh ona da tamam dedik mecbur..

Hani hocalar” bu kadar ders cok bu arada cocuk yapabılene ödül verelim” falan da demiyorlar yani..

NEYSE ;

O gece rüyamda bir çocuk görüyorum ve bana sesleniyor;

“AYIN ONDÖRDÜNDE GELİYORUM ANNE’ DİYOR,

Uyanıyorum…

Çok da ciddiye almıyorum.Bu ne zamandı bilmem..

Ta ki kızımın doğum sancıları başlayana kadar..

Arabamız yok..Komşumuza rica ettik sağolsunlar ne zaman olursa haber edin dediler..

Karşı bloktalar zaten..

Derslerden uyumuyor erkekler nasılsa…

Sancıyla Kasımpaşa deniz hastanesine gidiyoruz,

Sabah ezanından yarım saat sonra da Dicle dünyaya geliyor.

O zaman hatırlıyorum ..

Bu gün günlerden neydi..?

14.12 1984 ..

bu dünyaya gelmeden önce haber veren kızımın MUCİZESİ…

HOŞ GELDİN DİCLE’CİĞİM .

not..bu yazının bütün hakları ayse erbaya aittir..İzinsiz kullanımlarda  yasal yola başvurulur..

 

habercirüyalar 3

HABERCİ RÜYA 3

Yıl 1982 eşim akademi sınavlarına hazırlanıyor.

Kağızman’dayız kızım Meriç 3 yaşında .

Eşim Kars’a sınava gitti.

Nasıl merak ediyorum, sınav nasıl geçti diye.

Çünkü sınavı kazanırsa İstanbul’a gideceğiz,

Harp akademisinde iki yıl okula gidecek ve kurmay subay olacak. Kısaca hayatımız değişecek.

Eşimin de hayalleri gerçek olacak.

O gece rüyamda ,

Kenan Evren paşayı görüyorum.

Yola çıkmışız ve o eşime

bir tüfek hediye ediyor.

Bundan sonra bu senin diyor.

Sabah uyandığımda artık kazandığını biliyordum.

Geldiğinde eşime söylüyorum nasip diyor.

Gerçektende sekizinci olarak akademi sınavını kazanıyor.

Şubat ayında Kağızman’dan ayrılıyoruz ben Alaşehir’e eşim de değişik şehirlerde ön kurslara katılıyor.

Benim için zor dönem.

Üç yaşında kızımla ana evine dönmek.

Çok zor günler .

Hiç bir şey eskisi gibi değil bu şehirde.

Ana baba evi de olsa sığıntı gibi oluyorum.

Fazla parada yok eşimle ordu evlerinde kalayım, çok üzgünüm.

Hiç bir yerde barınamıyorum.

Eşimin köyüne gidiyorum.

Sağlıksız koşullardaki köy evine alışmak çok zor.

Zavallı insanlar beni rahat ettirmek için ellerinden ne geliyorsa fazlasını yapmaya çalışıyorlar ama olmuyor.

Çocuk alışık değil kapı açılınca dışarı çıkıyor tuvalet dışarıda.

Yemek alışkanlıkları değişik.

Küçük görümcem Hanife 18 yaşında o bana tercüman oluyor .

Her işimi onunla görüyorum.

Hava da nasıl soğuk.

Bir gece o kadar ateşlenmişim ki, sanki yattığım yerde başımdan buzdan rüzgar esiyor .

O gün ağlayarak uyandım.Geceleri cok soğuk oluyor koydeki ev ama sobayı söndürüp yatıyorlar..

İnsanların başlarını uyurken neden sardıklarını sanırım o gece daha iyi anlıyorum..

Yaşadığım bu şeyler bende derin bir hüzün yarattı.

Mecburen tekrar şehre annemlere dönüyorum.

Annemin şeker rahatsızlığı varmış sonradan öğrendik.

Ufacık şeyleri sorun ediyor.

Sanki eve kuma gelmiş gibi, her şeyi babama anlatıyor.

Ne yapacağımı şaşırmış bir halde tanrıya dua ediyorum.

Bu işkence bitsin diye.

Çoğunlukla küçük ablamda kalıyorum, o da ikinci kızına hamile,  aylardan mayıs..

subattan beri memleketteyim..

Düşünemiyor gençken insan..

ev ev ustune olur mu?..

Haklılar tabi, insanların başında, epey bir süredir  kalıyorum.

Atalarımız, bunu boşuna söylememişler.

Sen kalk ta Kars Kağızman’dan gel memlekete.. Annemler, ablam, köydekiler, epey sıkıntı oldum insanların başına..

Sağ olsunlar yine iyi dayandılar..

Gerçi ben onlarda kalırken hiçbir işi onlara bırakmıyorum ama yine de ailenin düzeni bozuluyor.

21 yaşında gurbete gidince,aileye abla,ve anne babaya özlemle, bir çok şeyin farkına varamıyor ınsan..

Şimdiki aklım olsa, evimi Kağızman’da kapatıp, memlekete gitmem ama “kapat gel bizde kalırsın” lafına inanmışım herhalde…

Cahil çocukluk dönemi .

Bavulumu toplayıp, yine ordu evine dönüyorum..

Yedi aylık bu süreyi kah eşimin yanında, kah kahır içinde ana evinde geçıriyorum..

Ordu evine gidiyoruz ay başlarında, para bitince; geri dönüp memlekette kalıyoruz..3 yaşında kızımla..çok zor..

Böyle sıkıntılı bir gecede üzerimde bir baskı ile uyanıyorum.

Evimizin karşısında bir cami var.

Gecenin sessizliğinde bir kuş sesi duyuyorum.

RABBENA ­­– RABBENA diye ötüyor …

Rüya mı gerçek mi diye yerimden fırlıyorum.

Annemin odasına gidip kapıyı tıklıyorum.

Annem şaşkın .Ona gelir misin diyorum.

Geliyor odaya tekrar girdiğimde ne duyuyorsun diye soruyorum.

Ağlamaya başlıyor.Anlıyorum.

Tek ben duymamışım diye rahatlıyorum.

Ondan sonra günlerim daha rahat geçmeye başlıyor.Bu mucize, evdeki durumu düzeltiyor. Kısa bir zaman sonrada ekim ayında İstanbul’a akademideki evimize gidiyoruz.

Ne zaman aklıma gelse hep bir rahatlama olur içimde;

mucizeler bitmez…Hatırladıkca hala Ürpertir bu durugörü beni..

TEŞEKKÜRLER TANRIM..1983 SUBAT AYI..

haberci rüyalar 2

GÜLE GÜLE ZEHRA ANNE

Ben çok hoş bir çocukluk yaşadım.

Sevgiyi şefkati doyasıya özümledim .

Kızların en küçüğü olduğumdan mı,

yoksa beni baştan hiç istemedikleri için mi?

Bilmem,

Herkes beni çok sevdi.?

Ya da; ben o kadar sevgi doluydum ki;

İnsanlar beni sevmek zorunda mı kaldılar!, bilmiyorum.

Zehra anne;

Bizim evin karşısında oturan ,geniş güzel bir evin, büyük hanımıydı

Eşi Şerif bey, ben küçükken ölmüş.

Çocuğu da olmayınca,

Abisi fakı Ahmet amca ve gelin Ayşe hanım teyze, beraber oturmayı teklif etmişler, o da yanlız yaşamaktansa, kabul etmiş.

O da, o kalabalık evde

Kızlar,gelinlerle yaşamaktan son derece mutlu olmuş

Hiç çocuğu olmadığından, kardeş çocukları çocukları olmuş….Oldukça variyetli bir ailenin kızı olduğundan, mahallenin fahri annesi gibiydi.

Sözü dinlenirdi..Bilge bir kadındı…

Mahallede başta annem olmak üzere, herkese yardım ederdi.

Ama esas bizim aile özel bir koruma altındaydı diyebilirim.

Anneciğim 5 yaşında babadan 7 yaşında anneden yetim kalınca, dedesi ve yaşlı ninesi büyütmüş..

Bunlara şahit olan komşumuz Zehra anne, dede, nine, ölüp de, annem zengin evinden oraya geri dönüp sığınmak zorunda kalınca;, artık annemin fahri koruyucusu olmuş, anneme her konuda yardım edermiş..

Annemin dedesi Hamit hocanın ahbabıydı, aynı zamanda kapı komşusu..

Hamit hocanın yetim torunu olan annemi, bazen babama karşı bile savunurmuş….

İki büyük ablam ve benim doğumumu yaptırmış,

okumuş, bilge kadın,

görmüş geçirmiş,

ayaklı kütüphanemiz,

masalcı ninemiz.

Arada sırada misafirliğe giderdik o eve.

Annem gitmeden tembihlerdi.

”Sakın görmemiş gibi yiyeceklere saldırmayın,

bir iki defa söylenmeden, bir şeyi almayın, beni mahcup etmeyin” derdi

Ben de her defasında; o her çeşit kuru yiyeceğin bulunduğu sofraya oturduğumuzda, “babam bize bunlardan alıyor” ! der! annemi mutlu ederdim….

O da gayet ciddi bir tavırla başımı okşar,

“biliyorum canım tabii alıyordur”! Derdi.”.

Ama benimkilerden yersen, ben daha da memnun olurum.

Çünkü benim bunları yiyecek çocuğum yok “derdi.

Sofra bezine döktüğümüz kırıkları ellerinin ucuyla toplar, ağzına atardı.”.

Sebil olmasın “derdi…

Sebil ne  ki?

Anlattığı hikayelerin bir çoğunun kuran­-ı kerimden olduğunu 30 yaşında kuran tefsiri okuduğumda öğrendim.

Neyse evlendim, Edirne ­–Keşan’a gelin gittim.

Orada bankada şef yardımcısı olarak çalışıyorum.

Bir gece rüyamda, Zehra anneyi gördüm.

Beyaz yaşmağı (anadoluda kullanılan yazmanın biraz büyüğü,

aynı zamanda namaz baş örtüsü) yine başında biraz yorgun bir ifade ile bana

“YAVRUM GİDİYORUM, SANA VEDA ETMEYE GELDİM ALLAHAISMARLADIK” dedi. Sabah uyandım;

evde o yıllarda telefon yok.(yıl 1978)

Doğru bankaya gittim annemi aradım.

Kısa bir hoş beşten sonra” Zehra annem nasıl” dedim..

Sustu,” sana söylemeyi düşünmüyordum ama demek ki sana malum olmuş kızım, onu dün gece kaybettik.”.dedi.

Günlerden cumaydı perşembeyi cumaya bağlayan gece, ruhunu teslim etmişti.

O hiç dilinden düşürmediği dualarının esas sahibine kavuşmuştu.

Kendisindeki her şeyi başkalarıyla paylaşan, bu nurlu yüzlü, koca memeli, Tonbiş kadını hayatımdan hiç çıkarmadım.

Okula, sonrasında ise, işe giderken

Kafamı kaldırır penceresine bakardım,

başında yaşmağıyla,

Bir yandan okur,

diğer yandan,

bana başıyla güle güle derdi.

Ardımdan okuyanım var, diye bir hevesle okula ve işime koşardım.

Hoşçakal Zehra anne, hayatı sevip kucaklamayı,

herkesi ,aynı senin ve annem gibi ayrım yapmadan sevip saymayı,senden öğrendim ben, aynı sizler gibi yapıyorum….

Çocuklarım yok diye üzülme.

Ruhuna dualar gönderen bu kızının hediyesi, duaları, her gece sana gelmeye devam ediyor…

Umarım rabbim seni cennetinde ağırlıyordur…

TEŞEKKÜRLER bana sevmeyi, paylaşmayı öğrettiğin için ve sonsuzluğa giderken vedan için….

Gönüldeyseniz, ne kadar uzak olsanız da ruh sizi unutmuyor ….

bu yazının bütün hakları ayse erbaya aittir..izinsiz paylaşımlarda yasal haklar aranacaktır..

Haberci rüyalar 1

Haberci rüyalar 1

Uzun zamandır , yıllardır gördüğüm haberci rüyaları yazmayı düşünüyordum.Kısmet bugüneymiş….

Şairin dediği gibi,’ yaş otuzbeş yolun yarısı’ deme vaktim çoktan geçti.

Yani elli dokuz yaş; altmışa! bir nefes kaldı.. demek.

Yani yolu yarılayalı epey oldu,

daha da beklersem,

belki çoğunu unutabilirim korkusu bedenimi sarınca,

oturup yazayım dedim.

Belki okuyan insanlara bir faydası olur.

Doğrusu ben çok faydalandım.

Lafı fazla uzatmadan, sizi 1976 yılına götürmek istiyorum.

Ondan önce rüyalarım yok mu ?

Var; olmaz mı? altı yaşımdan beri var da, bunların haberci olduklarını bu olaydan sonra öğrendim..

Sözlendikten sonra, beni bir telaş aldı.

Acaba ben mutlu olacak mıydım?

sadece gözlerine bakıp,

” bu o”demek yeterli miydi?..

Yoksa çevremde gördüğüm bir çok evli çift gibi,

mutsuz mu olacaktım?

“Çocukların hatırına dayanıyorum, bu evliliği sürdürmeliyim”! ,diyen kadınlardan biri mi olacaktım.?….

Derken o gece bir rüya gördüm.

Bizim evimiz annemizin dededen kalma altı bodrum, üstü ev, iki oda bir hol, bahçe içinde bir evdi.

Bahçe merdiveninin hemen yanında, büyük bir dut ağacı vardı.

Önde de küçük bir bahçe.

Erik ağacı, açık bir odunluk , tavuk kümesi ve bir çeşme.

İşte rüyamda o dut ağacının üzerinde çok parlak bir ışık görüyorum, neredeyse bütün ağacı evi ve bahçeyi aydınlatıyor.

Derken o parlak ışığın içinden yuvarlak bir küre , gelip bahçede ayağımın yanına iniyor. Bakıyorum yeşil bir top sanki…bilmediğim bir dilde yazıyor..ama ben okuyabiliyormuşum..

Top üzerinde aynen bu yazı var.

BU SANA ALLAHIN DÜĞÜN HEDİYESİDİR.

Bu rüyadan sonra artık mutlu olacak mıyım?diye, çok düşünmedim.

Aldığım mesaj, çok önemliydi.

Gerçekten de çok mutlu bir yuvam oldu.

Anlamlı bir otuz sekiz yıl,Allah izin verirse,

daha uzun yıllar birlikte oluruz inşallah.

Ben bu kadar anlamlı bir hediye ile başladım evlilik yoluna.

Siz de böyle haberler almak istiyorsanız..

Şah damarınızdan daha yakın olana sorun..

Cevabı gelir,

27.1.2016 ayşe erbay